Fatih Akın ile Trans-Sibirya ekspresinde…

Bir ülke düşünün ki bir kolu en doğuda Japonya denizinde, bir kolu güneybatıda Gürcistan’da, öbür kolu kuzeybatıda Finlandiya’da, bir diğer kolu ise güneyde Moğolistan’da olsun…

Bir ülke düşünün ki İstanbul’a ilk büyükelçilerini atadıkları 1497 yılından bugüne diplomatik ilişkilerimiz olsun…

bgn1ireoeUTe6CNC-636778819972066944

Ve yine bir ülke düşünün ki 1920’li yılların başında gelişen ilişkiler ve mali destek Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında etkili olsun…

(Pek kimseler bilmez ama belki de sırf bu yüzdendir ki Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’nda bu ülkeden iki generalin heykeli de yer alır bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla) Meraklısı için Yılmaz Özdil ve Soner Yalçın’ın kaleminden o iki Rus generalin hikayesi:  http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=9623841

IMG_0453

Bir ülke düşünün ki “soğuk savaş” yılları boyunca bizim için hep “öteki” olsun, biraz da izlediğimiz Amerikan filmlerinin etkisiyle…

Bir ülke düşünün ki düşmanları hiçbir zaman ele geçiremesin! Çünkü -düşman generallerinin söylediği gibi- “bu ülkenin en büyük iki müttefiki aşırı soğuklar ve uçsuz bucaksız topraklar”!

Bu devasa ve “gizemli” ülke hakkında bildiklerimizin de bir o kadar sınırlı olması yine büyük bir tezat aslında… Hep biraz yabancı, hep biraz ürkütücü bizim için nedense! Bir ülke düşünün ki tüm bildiklerimiz basmakalıp birkaç isim ve olaydan ibaret kalsın. Diğer ülkeler içinde durum çok farklı değil biliyorum ama bu ülke söz konusu olduğunda doğru bildiğimiz yanlışlar ve hiç bilmediklerimiz çok daha fazla sanki!

(Bu bölüm için tavsiye edilen şarkı: Polyushka Polye)

Taksim’de “sokaktaki adam”a bu ülke hakkında nelere biliyorsunuz diye sorduğumuzda, bir çırpıda sıralayacaktır: “Çar ‘Deli’ Petro, Katerina, komünizm, soğuk savaş, Çernobil, Gorbaçov, bavul ticareti ve o ülkenin neredeyse tüm kadınlarını bir ‘meslek’ grubu ile özleştirme gibi feci ve bir o kadar ayıp bir yanılgıya düştüğümüz o ‘malum’ kadın ismi”

Gerçi bir dönem bu topraklarda yetişen bir kuşak o ülkenin tarihi, edebiyatı ve politikasına o kadar hâkimdi ki… Kuşkusuz bu hâkimiyette “mavi gözlü dev şair”in Karadeniz üzerinden kayıkla önce Romanya’ya oradan da bu ülkeye gidişi ve hayatının sonuna kadar “Anadolu’da bir çınar ağacı” hasretiyle orada kalmasının da payı büyüktür.

(Bu bölümde Nazım’ın ‘Çınar Ağacı’ şiiri okunur yüksek sesle!)

Neyse ki Abdi İpekçi okulundan yetişme genç bir gazeteci, 1989 yılında Mehmet Ali Birand’ın yönlendirmesiyle Moskova’ya gitti ve 21 yıl boyunca bize oradan haberler geçti de biraz daha “fikir” sahibi olduk bu büyük ülke hakkında… Cenk Başlamış hem Milliyet ‘teki haberleri hem de arkasında Kremlin manzarası ile 32. Gün’deki yayınlarıyla bizi bilgilendirdi.

Gorbaçov ile esen / estirilen “glasnots” ve “perestroika” rüzgarları, hemen ardından Yeltsin’in tankın üzerine çıktığı o ünlü sahne, Sovyetler’in dağılması, bu olayın somut ve sembolik tüm sonuçları hafızalarımızda ve dünya tarihinde derin izler bıraktı elbette. Arkasından Putin ve Medvedev ile başlayan “istikrarlı” süreç ise hala devam ediyor Rusya’da!

(Şimdi ise, Scorpions’tan ‘Wind of Change’ şarkısını dinleme zamanı)

I follow the Moskva
Down to Gorky Park
Listening to the wind of change…

Bir ülkeden bahsederken neden hep politik tarih ön plana çıkar? Biraz edebiyatçılar, yazarlar, şairler, aktörler, aktrisler biraz da bilim adamları ve sporcular konuşulur sonra…Ama bir ülkeyi anlatmak için tüm bunlar yeterli mi? Ya da büyük bir tarihi olan koca bir ülkeyi 3-4 dergi sayfasına sığdırmak ne kadar kolay, ne kadar adil?

Peki ya bir gün rüyanızda ünlü yönetmen Fatih Akın ile birlikte Trans-Sibirya yolculuğuna çıktığınızı görürseniz ne hissedersiniz? Gerçekten Fatih Akın ile o yolculuğa kim çıkmak ister? Kim istemez ki!

(Bu bölümde, Fatih Akın’ın “Im Juli” / “Temmuzda” filmi izlenir, bilmem kaçıncı kez!)

http://www.youtube.com/watch?v=Mr7WImqnKBM

Trans-Sibirya gezisi başlıyor

Madem ki hayatımızdaki her şeyi artık 140 karakter ile sınırlıyoruz… O zaman ben de Fatih Akın (!) ile birlikte Rusya’nın en batısındaki St.Petersburg’dan Sibirya’nın ortasındaki Irkutsk kentine uzanan tren yolculuğumuzu sizlere tweet’lerim aracılığıyla aktarayım:

23 Şubat

Rüyamda Fatih Akın ile birlikte Trans-Sibirya ekspresinde yolculuk yapıyordum !!!

IMG_0539

24 Şubat

Biliyorum inanmayacaksınız ama gerçekten Fatih Akın ile Trans-Sibirya yolculuğuna çıkıyorum!

Trans-Sibirya dünyanın en uzun ve ünlü tren yolu hatlarından biri…

IMG_7508

Moskova ile Vladivostok arası Trans-Sibirya Ekspresi ile tamı tamına 9,288 km. En hızlı 7 günde tamamlanabiliyor!

Bizim gibi Trans-Mançurya etabını tercih ederseniz Rusya, Moğolistan ve Çin’le birlikte tam 3 ülke görebilirsiniz.

25 Şubat

Fatih Akın ile Trans-Sibirya yolculuğu öncesi okunanlar / okunacaklar…  

IMG_0355

25 Şubat

An itibariyle St.Petersburg’dayım! Rüya değil, gerçek!

Fatih Akın ile Trans-Sibirya yolculuğu St.Petersburg’dan başladı…İlk fotoğraflar için yarını bekleyin. 

IMG_6992
İnanmayanlar için Fatih (,) Akın ve Ayberk St.Petersburg’da !!! Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden arkadaşlarım sevgili Fatih ve Akın ile bu gezideki ilk fotoğrafımız… Mavi montlu Fatih projenin fikir babası, yönetmeni, kameramanı, kısaca her şeyi. Akın ise hem sunucusu, hem rehberi hem de tarihçisi…Ben ise gönüllüsü, yapım danışmanı, kamera arkası fotoğrafçısı ve sosyal medya destekçisi… Bu projede yer alabilmek için o dönemde çalıştığım yazılım firmasından istifa etmeyi bile göze aldım. Genel Müdür istifa mektubumu masasında görünce ciddiyetimi anladı. Neyse ki sonunda 1 ay ücretsiz izin konusunda anlaştık da istifa etmeme gerek kalmadı. Bu vesileyle, Fatih, Akın ve Ayberk’ten Hamburg’a sevgiler, selamlar…

Kuruluşunda açlık, soğuk, hastalık ve kazalardan 100.000’den fazla kişinin öldüğü söyleniyor ve ‘kemikler üzerinde kurulu şehir’ deniyor.

Ünlü Nevsky bulvarı üzerinde müthiş bir vitrini olan pastane… İçi bir müze ya da sanat galerisi gibi…

İlk akşam Rus arkadaşlarımızla geleneksel bir restoranda güzel bir akşam yemeği yedik. Akın’ın arkadaşı Gregory ve kız arkadaşı bize eşlik etti.

St.Petersburg gösterişli saraylar kenti!

Gezi boyunca Akın’dan Rus tarihi dinledim. İşte aklımda kalanlar ve bana çağrıştırdıkları:

Kentin kurucusu Çar 1.Petro -namı diğer- Deli Petro, aslında Rusların Büyük Petro’su…Bana 2.Mahmud’u hatırlattı.

IMG_7072

Moskova’nın ülkenin geçmişini sembolize ettiğini düşündüğü için sıfırdan bataklıkta bir şehir yaratmış: St.Petersburg

Avrupa’ya seyahat etmesi ve donanmaya olan düşkünlüğü ise Sultan Abdülaziz’i çağrıştırdı.

Sultan Abdülaziz, Avrupa’ya seyahat eden ilk ve tek Osmanlı padişahıdır. Donanmaya ve tersanelere verdiği önemle bilinir.

Petro, modern ve Batılı giysiler giyilmesini istemiş, geçmişi sembolize eden sakala öfkesinden elinde makasla dolaşmış kesmek için

Serfliği kaldıran çar olan 2.Alexander’ın 1881’de suikaste uğradığı yerde inşaa edilen ‘Dökülen Kan Kilisesi” etkileyici…

IMG_7049

2.Abdülhamid’e de bombalı suikast girişimi olmuş ama padişah son anda kurtulmuştu!

2.Alexander gibi bombalı suikaste kurban gitmese de boğdurularak öldürülen padişahlar akla geliyor: 2.Osman, Sultan İbrahim, 3.Selim, 4.Mustafa.

IMG_7052

Avrupa’ya tahsil için gönderilen sonra da Çar’a isyan eden aristokrat aile çocukları ve genç subaylar ‘Dekambristler’ olarak bilinir. 

Dekambr, Rusça “aralık” demek! Başarısızlıkla sonuçlanan isyan Aralık ayında çıktığı için bu isimle anılmış.

Önde gelenleri idam edilmiş, geri kalanları Sibirya’ya sürgüne gönderilmIMG_7046iş. Onların izine yolculuğun sonunda tekrar rastlayacağız.

Tarihçi değilim, ahkam da kesmek istemem ama Dekabristler bana biraz bizim Jön Türkler’i çağrıştırdı.

Bu kadar tarih yeter…Biraz da sosyal hayata bakalım…

Güzel bir Rus geleneği…Yeni evlenen çiftler aşklarının ve bağlılıklarının sembolü olan kilitleri köprü demirlerine asıyor!

Rusya’da bir kız sizi dansa kaldırırsa şaşırmayın! Bu geleneği daha önce duymuştum. Gayet normal bir durum, “farklı” yorumlamamak lazım. 

IMG_6995

Anna da medeni cesaret gösterdi ve arkadaşlarının alkışları ile çekingen bir şekilde beni dansa davet etti. İlk akşamda güzel bir sürpriz!

26 Şubat

Gezdiğim dünya müzeleri listesine bugün itibariyle St.Petersburg Hermitage Müzesi’ne de eklemiş bulunmaktayım.

Müze envanterindeki yaklaşık 3 milyon sanat eserinden sadece çok az bir kısmı sergilenebilmektedir. Müzede yer alan her bir eserin önünde 3 saniye vakit geçirirseniz 3 ayın sonunda müzeden çıkabilirsiniz deniliyor. O kadar büyük bir müze / saray burası.

Rus çarlarından devam edecek olursak, çar kelime olarak Sezar’dan geliyor ve ‘tsar’ diye yazılıyor.

Osmanlı’ya ‘hasta adam’ ismini takan kişinin Rus Çarı 1.Nikolay olduğunu biliyor muydunuz?

1.Nikolay baskıcı uygulamaları ile bizim “istibdatçı” Sultan 2.Abdülhamid’i akla getiriyor!

Kendileri Dostoyevski’yi Sibirya’ya sürgüne gönderen Çar olarak da bilinir.

Rusya’da yabancılardan pek haz etmeyen 3 numara traşlı delikanlılar var derlerdi inanmazdım! Bir akşam hamburgercide karşılaştık! Nahoş oldu!

Eee, bu kadar uzun bir yol hikayesinde de bir kavga olmazsa olmazdı tabi ki! Ama daha ilk geceden de beklemiyorduk!

Bazen bir yerde aylarca kalırsınız bir şey olmaz, bazen ilk gecenizde başınıza böyle bir şey geliverir!

Kavga için de hiçbir neden yoktu aslında! Gerçi hangi kavga için haklı bir neden olabilir ki? Yine de yabancı düşmanlığından kaynaklı kör şiddet etkilemişti beni en çok!

Gece hamburger yemek için gittiğimiz bir kafeteryada aniden ve nedensiz bir saldırıya uğradık! Sandalyeler havada uçuştu.

Sonrasında önce özel güvenlik, ardından polis ve hastane…Bir ton tatava!

IMG_0791

Kavga olayından bir gece sonra trende “Yeraltından Notlar” kitabının hemen başında aşağıdaki bölümü acı bir tebessümle okudum:

“…gururuna aşırı düşkün biriyim ben. Bir kambur, bir cüce kadar kuruntulu, alınganım, ama doğrusunu isterseniz, öyle anlarım olmuştur ki, biri bana tokat attığında, buna sevindiğim bile olmuştur. Çok ciddi söylüyorum bunu: Sanırım, bunda da bir çeşit zevk, yani umutsuzluk zevki buluyordum. Çünkü umutsuzluklarda zevklerin en yakıcısı bulunabilir. Özellikle, durumun çaresizliğinin tam anlamıyla bilincindeyse insan…Burada, tokat konusuna dönecek olursak, bilincimiz hemen, size nasıl bir kara süründüğünün üzerinde durur. Gelgelelim, ne kadar uğraşırsam uğraşayım, asıl suçlunun hep ben olduğum sonucu çıkıyordu ortaya; ayrıca, olayın en utanılacak yanı da (nasıl demeli, doğa yasası gereği) suçsuzken her zaman benim suçlu olmamdı (Keşke o hamburgerciye gitmeseydik, keşke o kadar geç kalmasaydık eve dönmek için, keşke akşam yemeği üstüne barda pizza yediğimiz halde bir de hamburger diye tutturmasaydık gece  gece, keşke keşke…)

…Yüce gönüllüğümden ötürü hiçbir şey gelmiyordu elimden: Bağışlayamıyordum da, çünkü, bana tokat atan kişi bu tokadı doğanın yasaları gereği atmış olabilirdi ve doğanın yasalarını bağışlamak da, unutmak da olmazdı; zira, söz konusu doğanının yasalarını da bağışlamak da, unutmak da olmazdı, zira, söz konusu doğanın yasaları da olsa, ortada bir hakaret söz konusuydu. Ayrıca, yüce gönüllü olmak istemeyip, bana tokat atan kişiden intikamımı almaya kalkışacak olsam bile yapamazdım bunu, intikamımızı alamazdım, çünkü bir şey yapabilecek güçte olsam bile, bunu yapmaya karar veremezdim…”

Belgeselimizin St.Petersburg bölümü bu linkte:

27 Şubat

Dostoyevski’nin öldüğü şehirden, doğduğu şehre doğru…

St.Petersburg – Moskova treninde ‘yer altından notlar’ okumaya devam…

28 Şubat

@moskva

@kremlin, @kızılmeydan, @azizvasilikatedrali, @rustarihmüzesi

Ankaralılar’ın İstanbul’a gelince hemen Taksim’e ‘düşmeleri’ gibi biz de Moskova’da Kızıl Meydan’a düştük!

Moskova hakkında çok şey yazıldı, çizildi. O yüzden detaylara girmiyorum. Çok merak edenler bu bölümde o klasik gezi yazılarını okuyabilir!

Rus generalin atı üzerinde Nazi armasını ezişini tasvir eden heykel beni en çok etkileyen görüntü oldu Kızıl Meydan’da…

‘Korkunç’ İvan’ın aslında ‘Yavuz’ İvan olduğunu Rus Tarih Müzesi’nde öğrendik! Tıpkı ‘Deli’/’Büyük’ Petro gibi!

DSC_0950.JPG

1 Mart

Bu gezide ikinci kez, toplamda üçüncü kez Novodevichy Mezarlığı’nı ve Nazım’ı ziyaret ediyorum. Tabi ki  yanında yatan Vera’yı da…

Bu kez Nazım’ın dışında Çehov ve Gogol’ü de unutmadık! Mezarlık tam bir açık hava müzesi gibi…

Yazarlar, şairler, müzisyenler, bilim adamları, askerler, politikacılar hepsi burada bir arada… 

IMG_7163

Kropotkin’i de özellikle mezarı başında anmak istedik.

Ebedi uykuya yatan Rus tarihinin ünlü simalarının heykelleri insanı derinden etkiliyor!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

2 Mart

Truva hazinelerinin en nadide örnekleri Moskova Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergileniyor.

Bu hazineler de bir gün gerçek topraklarına yani Anadolu’ya döner umarım…

(Dip not: Kızılordu’nun Berlin’e girmesinden sonra, Nazilerin elinde bulunan hazineler Moskova’ya taşındı)

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dünya mirası bu muhteşem sanat eserleri içinde beni derinden etkileyen binlerce yıl önce çizilmiş bu portreler oldu…

IMG_7240

Müze çıkışında laf lafı açtı. Akın’dan ünlü Rus şairi Puşkin’in annesinin dedesinin bir siyah olduğunu öğrendim. Ağzım açık kaldı!

(Eh artık, bu bölümde artık Kızılordu Korosu’ndan Katyusha’yı dinleyebiliriz)

Moskova’nın merkezinde süpermarket bulmak neredeyse imkansız! Bu durumda Costa ya da Subway’e abone oluyorsunuz!

Moskova’da yaya geçidinde korkusuzca yola atlayabilirsiniz, araçlar siz adımınızı atar atmaz duruyor.

Moskova metrosu dillere destan! Her bir istasyon ayrı bir karakterde, hepsi sanat galerisi gibi. Heykeller, freskler, vitraylar, mozaikler, avizeler…

3 Mart

Moskova’nın ‘zencileri’ çekik gözlü Orta Asyalılar!

Yetmiş yaşın üzerinde teyzeler hala çalışıyorlar…Metroda, müzelerde, vestiyerlerde hep onlar iş başında…

Dostoyveski’nin müze evi bakımsızdı ama Karamazov Kardeşler’in ilk baskısı, mektuplar, özel eşyaları etkileyiciydi…

Müzedeki rehberimiz Slava, gazetecilik, fotoğrafçılık, denizcilik ve müzisyenlik yapmış tam bir eski tüfek!

Moskova gece hayatına 10 üzerinden 6,5! Girişler ücretsiz, dam sorunu yok, canlı müzik 12’de bitiyor, sonra sabah 6’ya kadar club müzikleri.

Zavtra ve Defacto isimli iki mekan gördüm. Şu kadarını söyleyebilirim: “Aşık olma garantili kızlar” şehir efsanesi!

(Metroda, otobüste, sokakta her 10 kızdan 8’nin topmodel olduğunu düşünen yurdum gençleri buraya gelince hayal kırıklığına uğrayabilir! Sırf bu yüzden gelmeyi düşünüyorsanız hiç zahmet etmeyin, Alanya’ya gidin!)

Moskova’da çilekli krep ile enfes bir kahvaltı…

Rusya çok soğuk bir ülke. Kar, kış, soğuk, buz, kısa günler, uzun geceler insanları da sert ve mutsuz kılıyor!

IMG_7152

Bilet bulamadığımız için bir oyun izleyemesek de ünlü Bolşoy Tiyatrosu önünde birer hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmedik.

Fresh Hostel ve Moskova’ya elveda…Kazanskaya tren garına doğru…

IMG_7349

Trende kompartman ve koridorlar bazen hamam gibi oluyor. Isıtma sistemi müthiş.

Dışarda kar ve soğuk varken, siz şort ve tişört ile gezebilirsiniz.

IMG_0737

Belgeselimizin Moskova bölümü aşağıdaki linkte. Keyifli izlemeler…

4 Mart

Kazan bu bölgenin en güzel şehri olmalı…İki saatlik yürüyüşte mest olduk gerçekten.

Beyaz Kremlin’de zamana yolculuk…Tek kelime ile muazzam!

Tatar Tarihi Müzesi’ni görmeden olmazdı!

Müzede sergilenen kentin Rus işgaline uğramadan önceki hali rüya gibi…

Korkunç İvan’ın kenti fethinden sonra  esir düşen Süyüm Bike Hatun’un hüzünlü öyküsünü mutlaka okuyun.

Süyüm Bike Hatun: “Ey Kazan! Bahtsız şehir, kanlı şehir. Başından tacın düştü. Sen şimdi dul bir kadın gibi ortada kaldın. Nerede senin beylerin?” 

Beyaz Kremlin içinde bulunan ve adını taşıyan 7 katlı kuleden atlayarak intihar ettiği rivayet ediliyor.

Bazı kaynaklar ise Moskova’da esir olarak öldüğünü…

Kazan’da Latin alfabesi ile yazılan tabelaları okumak ve anlamak hiç de zor değil… Azerbaycan Türkçesi kadar anlaşılır.

IMG_7465

Lenin ve Tolstoy’un da eğitim gördüğü dünyaca ünlü Kazan Üniversitesi’ni de gördük.

UNIVERSIADE 2013 oyunlarına bu yaz Kazan ev sahipliği yapacakmış.

IMG_7461

Bu akşam Tatar mutfağı ile tanıştık.

Kazan’da bize gönüllü rehberlik yapan Dilyara bizi kentin ünlü bir restoranına götürdü.

Mönüde ördek etli börek, at eti pastırması, Tatar çorbası ile patates ve kaşar soslu at eti vardı.

IMG_7503

5 Mart

Bugünkü planımız: Beyaz Kremlin, Kul Şerif Camii, Volga Nehri ve Sovyet Müzesi.

Tamamen buz tutmuş devasa Volga nehri kenarında iki saatlik bir yürüyüşte yüz felci geçirme tehlikesi var aklınızda bulunsun!

IMG_7532

Yolculuk boyunca ilk kez kar maskesi taktım, bundan sonra da çıkartmam gibi görünüyor! (Volga nehrinde)

(Bu bölümün parçası ise efsanevi Volga Boatmen)

Volga nehri kenarında ekipten bir arkadaşın pasaportu kayboldu. Tüm planlar altüst!

Rusya’da karakola da düştük! İfadeyi alan komiser sanki cinayet görgü tanığıymışız gibi davrandı. Bir film ya da romanın içine mi düştük?

Kazan gece -27 derece! Uyarmadı demeyin. Dikkat Türkiye! Sibirya soğukları geliyor!

6 Mart

Kazan’daki Kul Şerif Camii dünyanın en güzel camilerinden biri ancak ne yazık ki ziyarete kapalı! İçini göremedik maalesef.

Beyaz Kremlin çok iyi korunmuş gerçekten ve UNESCO tarafından da dünya mirası listesine alınmış.

Kazan’daki Sovyet Müzesi’nde zamana yolculuk… 

Dönemin dergileri, oyuncakları, giysileri, rozetleri, afişleri bana “Goodbye Lenin” filmini hatırlattı.

Moskova’daki Che Bar’dan sonra Kazan’da Marx Bar’ı gördük, tam oldu! Rusya’da durum budur özetle!

Kazan’da toplam dört kez taksiye bindik, ikisi bayan şofördü!

Pasaport bulundu, kafamız rahat artık! Çekirge ikinci kez sıçradı 🙂

Ey Kazan sen ne güzel bir şehirsin…

Kaldığımız “pansiyonvari” hotelde bizi hep gülücüklerle karşılayan ve uğurlayan, akşamları her daim kitap okuyan babuşka Valentina’ya elveda…

Babuşka Rusça’da nine / büyükanne demek!

Kazan’ı bir de bizim gözümüzden izleyin:

Bu akşam bizi bir sonraki durak olan Yekaterinburg’a götürecek trene biniyoruz.

Trans-Sibirya seyahatinden ‘yolcu’ manzaraları…

7 Mart

Dün geceki Kazan-Yekaterinburg tren yolculuğu tam bir Fatih Akın filmi gibiydi!

Yemekli vagonda çekim yaptığımız için arka masada oturan tır şoförü tipli irikıyım amcalar önce cozladı…

Yine mi kavga derken, içlerinden bir tanesi konuşmak için masamıza geldi .

50’sinde görünüyordu -aslında 62 yaşındaydı- güçlü pazılarını gösteren beyaz bir atlet giymişti, saçlarını 80’lerdeki gibi arkadan uzatmıştı.

Gelecek sürpriz bir yumruk için gardımızı almıştık ki sakince dedi ki “çekimden önce izin isteseydiniz sorun yoktu, benim bir işim var!”

Özrümüzü diledik, kamerayı kaldırdık, geniş açı lensten dolayı onları çektiğimizi sandıklarını anlattık çat pat…

Garsonu çağırdı ve şampanya söyledi bizim eski tüfek! Yine Rusya, yine bir sürpriz!

Sonra diğer arkadaşı geldi yanımıza. Madenlerde geçen hayat hikayelerini dinledik, çocukları evlendirme dertline kadar gitti muhabbet!

IMG_7684

Sonrasında ise karşılıklı şampanya ve bira ısmarlamalar, bilek güreşleri, acayip bir ambiyans ve muhabbet!

İri göğüslü şişman garson kız ile yine şişman olan gay garson film karakterleri gibiydi!

Derken görevliler ışıkları kapatıp hepimizi resmen kovdu! Mutlu mesut ayrıldık yemekli vagondan.

Ertesi sabah Ecevit’i, Çiller’i, Kenan Evren’i bilen Çinli yol arkadaşımız postacı Chen ile sıradışı bir yolculuk…

çinli_chen

Kemal, Çinçe’de ‘Kemear’ diye telaffuz edilince Mustafa Kemal’den bahsettiğini epey geç anladık!

Kitap ve gazete kurdu, tarih tutkunu, kağıt para koleksiyonu olan Çinli bir postacı o…

Chen’in para koleksiyonunda artık bir Türk parası da var! 

Yekaterinburg’da “Son Çar” 2.Nikolay ve ailesinin infaz edildiği yeri gördük.

Çar’ın anısına, aynı yerde bir kilise yükseliyor şimdilerde. 

Öğleden sonra tekrar trene biniyoruz. Yeni hedef Baykal gölü yakınındaki Irkutsk kenti.

IMG_7699

8 Mart

Yekaterinburg-Irkutsk arası trenle aralıksız 54 saat! İki gece ve üç gün trendeyiz. Gerçek Trans-Sibirya şimdi başlıyor kısaca!

Irkutsk’a varmadan önce Novosibirsk kentinde kısa bir mola veriyoruz.

Neyse ki istasyonda bize de el sallayan “birileri” var da kendimizi yalnız hissetmiyoruz!

IMG_0603

(Haydi bir şarkı daha dinleyelim birlikte: A journey through Siberia)

9 Mart

An itibariyle “Doğu’nun Paris’i” Irkutsk kentine varmış bulunuyoruz.

Doğu’nun Paris’i klişesi Sibirya’ya kadar ulaşmış. Erzurum, Van ve Gaziantep’e duyurulur!

54 saat tren yolculuğu sonrası yerel saatle gece 3’te istasyondan çıktık.

Yarım saat yürüyerek üç buçukta hostelimize vardık!

IMG_0815

Bu arada dünyanın bu en uzun tren yolculuğunda en büyük kahrı kadın-erkek tren taşımacılığı işçileri çekiyor.

Özellikle kadınların demir çubukluklarla trenin çelik tekerleklerindeki buzları kırması yürek parçalayıcı geliyor.

10 Mart

Irkutsk, Safranbolu’nun şehirleşmiş hali gibi.

Kent renkli panjurlu asırlık ahşap evleriyle ünlü. Sokakta klasik müzik yayını yapılıyor belediye hoparlörlerinden!

Bu evlerin bir çoğu Sibirya’ya sürülen -yazının başındaki- Dekambristlerin evleri aynı zamanda…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Irkutsk’ta kentin içinden geçen nehrin adı çok manidar: Angara!

Yok artık! Irkutsk’taki bu barın adına, okunuşuna ve tabelasına dikkat: “Bar Acabama” 

IMG_0825

11 Mart

Baykal gölüne doğru…

baykal3

12 Mart

Dünyanın en derin gölü Baykal’da harika iki gün.

Buz tutmuş gölde yürüyüş muhteşem bir deneyimdi.

Sibirya ormanlarında husky’lerle ormanda kızak keyfi. Hayatımın en unutulmaz anlarından biri daha…

Husky’ler ile kızak turunu merak edenler için aşağıdaki kısa video daha iyi fikir verecektir.

Baykal pazarında bizimkiler kurutulmuş balığa bayıldı, ben sadece tatmakla yetindim.

Baykal’a veda etmek zor oldu. Seni unutmayacağız “Holly Baikal”

Huzurlarınızda Fatih İşçi’nin gözünden Kutsal Baykal:

Rusya’daki son durak Buryat bölgesinin başkenti Ulan-Ude…Buradan otobüsle Moğolistan’ın başkentine gideceğiz.

Saat sabah altı buçuk, hava sıcaklığı -5 derece, üstü tamamen açık bir otobüs terminali olduğu için sığınacak bir yer de yok. Tir tir titriyoruz. Üstüne üstlük, biletleri de önceden almadık. Mecbur otobüsü bekleyeceğiz fakat bizden ve biraz ilerimizdeki turist olduğu belli olan 3 kızdan başka kimsecikler yok ortada. Onların bilet alıp almadığını sormak için yanlarına gittim. Onlar da bizim gibi önceden bilet almadıkları için endişeliydi. Slovakya’dan geldiklerini öğrenince, Slovakça birkaç kelime söylediğimde yaşadıkları şaşkınlığı görmeliydiniz. Sibirya’da Rusya-Moğolistan sınırında Slovakça bilen bir Türk’e denk gelmek haliyle büyük bir sürpriz olmuştu onlar için. 🙂

Yarım saat kadar bekledikten sonra otobüs gelince hepimiz derin bir nefes aldık. Neyse ki çok fazla yolcu da yoktu, muavine bilet ücretlerini verip, en arka koltuklara yerleştik. Slovak gezginlerle sohbet yol boyunca devam etti. Fotoğraflara bakarken onlarla Baykal Gölü’nde de yollarımızın kesiştiğini fark ettik.


IMG_1081

Bizim İstiklal Marşımızdan sonra dinlediğim en güzel milli marş Buryat marşı…

Otobüsümüzün penceresinde uçsuz bucaksız Moğol stepleri başladı bile…

Cengiz Han’ın ‘güzel ve yalnız ülkesi’ Moğolistan bekle bizi!

(Şubat – Mart 2013)

Trans Sibirya Seyahati Faydalı Linkler:

Trans-Sibirya hakkında detaylı bilgi için aşağıdaki linkleri mutlaka ziyaret edin!

http://transsib.ru/Eng/

http://www.trans-siberia.com/

http://www.trans-siberia.org/

http://www.google.ru/…l/ru/landing/transsib/en.html (Güzergah)

http://www.seat61.com/trans-siberian.htm (Bilet Rezervasyon)

http://www.google.ru/…l/ru/landing/transsib/en.html (Sanal Tur)

http://www.youtube.com/…c6w&feature=player_embedded

http://www.russia-ukraine-travel.com/…-railway.html

http://www.hurriyet.com.tr/seyahat/18997907.asp

2 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Alpaslan Savacı adlı kullanıcının avatarı Alpaslan Savacı dedi ki:

    Aboneyim. Bir sürü süzme bilgi, hem de sürükleyici, çekici bir anlatımla… Tebrikler…

Alpaslan Savacı için bir cevap yazın Cevabı iptal et