ABD’ye neden yerleşmedim?

2015 yılında ülkemizdeki genel durum, bozulmaya başlayan ekonomik koşullar, arka arkaya gelen seçimler, sürekli patlayan bombalar, siyasi belirsizlikler ve gelecek kaygıları beni ve kardeşimi ABD’ye yerleşme fikrine götürmüştü.

Aslında temel neden aynı yıl içinde annemizi kaybetmemiz sonrasında yaşadığımız boşluk ve ‘buralardan kaçma’ isteğiydi. Kavafis’in aşağıdaki şiirini ezbere bildiğim halde…

‘Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim’, dedin
‘bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.

Miami’de yaşayan kuzenin sürekli yaptığı çağrılar ve davetler de bizi Florida’ya çekmişti. Ancak henüz iki ay geçmeden ABD’deki yaşam tarzının bize çok uygun olmadığını kavradık. Peki, günümüzde ekonomik koşulların daha da zorlaştığı ve gelecek kaygılarının daha da arttığı bir ortamda, birçok genç insan başka ülkelere göç ederken, yüz binlercesi de gitmek için fırsat kollarken, biz gittiğimiz halde neden geri döndük? Amerika’ya yerleşmek çok mu zor? Amerika’da yaşam koşulları ve gündelik hayat nasıl? Nasıl çalışma vizesi alınır? Amerika’daki Türkler neler yapıyor?

Amerika dönüşü buna benzer çok soru aldım çevremden. İşte bu yazıda tüm bu soruların yanıtlarını vermeye çalışacağım.

IMG_0549

Öncelikle; belirtmem gerekir ki aşağıda sıralayacağım gerekçeler kişiden kişiye değişir. Yaş, eğitim seviyesi, kariyer gibi temel dinamikler var sonuçta. Tüm bunlar sizin farklı bir tutum almanıza neden olabilir. Dolayısıyla herkesin farklı bir hikayesi olabilir. İkincisi, ABD’de bir iş bulup gitmek farklı, ‘greencard’ alıp gitmek farklı, evlenerek gitmek farklı, bizim gibi e2 vizesi almak için gitmek farklı bir konu. Seyahat için, eğitim için ya da ‘work&travel’ için gitmek ise çok farklı. Üçüncüsü, ABD’de hangi eyalete ve hangi şehre gittiğiniz de yine kararınızda çok önemli bir etken olabilir.

Amerika’daki ilk izlenimlerim

Aslında Amerika’ya çok da yabancı değildim. Herkes gibi televizyonlardan, sinema filmlerinden, gazete ve dergilerden bir fikrim vardı elbette. Bunun da ötesinde işim icabı iki kez Amerika’yı ziyaret etmiştim. Ancak, daha önce de vurguladığım gibi geçici bir süre iş seyahati ya da tatil için gitmek ile yerleşme amacıyla gitmek arasında çok fark var!

Daha önce 2006 yılında iş gezisi için gittiğim ABD’de New York, Washington ve Cincinnati’yi görmüştüm ve toplamda on gün kalmıştım. O zaman da Amerikan kültürü ve yaşam tarzı için benzer şeyler hissetmiştim. Bir yeri ilk kez görmenin verdiği heyecanın dışında, farklı bir heyecan yoktu. Çünkü televizyon, gazete, dergi ve filmlerden o kadar aşinayız ki birçok yer hiç şaşırtıcı ve etkileyici gelmedi bana. Özgürlük Anıtı, Times Meydanı, Central Park vs. vs.

ABD Fotolar 141006 692

Bu iş seyahatinden yaklaşık on yıl sonra, 2015 yılında yerleşme amacıyla gittiğimiz yer ise Miami’nin kuzeyinde Boca Raton adında özel bir yerleşim bölgesiydi. Zengin insanların villalarının çoğunlukta olduğu, golf sahaları, kanallar, lüks tekneler ve arabaların sıradanlaştığı bir yerdi burası. Dolayısıyla yorumlarımda bu karakteristiğin genel etkisi var elbette. Boca Raton hakkındaki yazıma bu linkten erişebilirsiniz.

Yerleşme fikrinden neden vazgeçtiğim konusu ise aslında biraz kişisel ve ailevi bir konu. Tatsız ve özel bir durum olduğu için o bölümü pas geçmek istiyorum. Ancak yine de çok merak edenler için ABD’ye yerleşme ve e2 vizesi konusunda kısa bir özet geçmek isterim.

Amerika yerleşmek ve e2 vizesi

Amerika’ya yerleşmek için e2 Küçük Yatırımcı vizesi almayı planlıyorduk. Yaklaşık 100 bin dolarlık bir iş kurduğunuzda size geçici bir süre için verilen çalışma ve oturma iznini kapsayan özel bir vize türü bu. Başından itibaren tüm süreci bir avukat ile yürütmeniz gerekiyor. Görüştüğüm üç ayrı avukat bu işlemleri takip etmek için 5 ila 10 bin dolar arasında bir para istedi. Ayrıca, ev ve dükkan kiralarını da bir yıllık peşin ödemeniz gerekiyor. Dükkan kiraları Boca Raton’da iyi yerlerde aylık 2-3 bin dolar civarındaydı. En kötü yerde bin dolar. Dükkanı kurma, malzeme tedarik etme, dekorasyon, tanıtım, çalışan masrafı derken toplam maliyet giderek artıyor. Ev kirası için da aynı şekilde yıllık peşin ödeme yapmanız gerekiyor. Bizim kaldığımız bölgede ev kiraları aylık 1200 dolar civarındaydı. (O da +55 bir sitede! Yani sadece 55 yaş üzeri yaşlıların yaşadığı özel siteler var burada. Çoğu da eşini kaybetmiş yalnız insanlar! Cennetten önceki son durak diye boşuna söylememişler Boca Raton için)

IMG_0934

Özetle, ABD size diyor ki ‘ülkenden paranı buraya getir, yatırımını yap, istihdam sağla, iki yıl burada kalabilir ve çalışabilirsin’. İki yıl sonrasında vizenizi yeniden bir 2 yıl daha uzatma imkanınız var. Bu şekilde toplamda 7 yıla kadar uzatabiliyorsunuz kaldığınız süreyi. Tabi ki her şey yolunda gittiği, verginizi ödediğiniz ve her hangi bir suça karışmadığınız sürece… Ancak, süreç sonunda her hangi bir Greencard ya da vatandaşlık garantisi yok. Bu konuda yazılmış başka forum ve blog yazıları var. İlgilenenler o sayfalara bakabilir ve detaylı bilgi alabilir.

Kısacası, bir dondurma dükkanı açmak için e2 vizesine başvurmak bana çok riskli geldi. İşler kötü giderse Türkiye’de onlarca yılda elde ettiğimiz aile birikimimizi burada sadece bir yıl içinde tüketip, ülkemize tekrar geri dönebilirdik. Bu tür hikayeleri çok duyduk orada. Kurdukları işi bir iki sene içinde batırıp, Türkiye’ye dönecek uçak bileti parasını bile bulamayan e2 mağdurlarının hikayelerini duyunca insanın ürkmemesi mümkün değil! Bir de kız kardeşimin nişanlısı ABD vizesi alamayınca, biz rotayı tekrar Türkiye’ye çevirdik mecburen. En azından denemiş ve görmüş olduk. Aklımızda bir soru işareti kalmadı.

IMG_0153

Banka ve ehliyet işleri

Amerika’da bankaya gittiğinizde ne bir sıra ne de kalabalık görüyorsunuz. Bankaya her gidişimde bankacılar dışında ya hiç kimse yoktu ya da sadece bir iki kişi vardı. Her defasında hiç beklemeden müşteri temsilcisi ile görüşebildim. (Yine Boca Raton’a özgü bir durum olabilir) Bankada hesap açtırmak çok kolay! Sizden sadece pasaport istiyorlar. Başvurunuz ile birlikte işlemlerinizi yarım saat içinde gerçekleştiriyorlar. Gerekli imzaları attıktan sonra hesabımın aktif olması hatırladığım kadarıyla birkaç gün sürmüştü. Sonrasında mobil ve internet bankacılığı şifreniz ile filmlerdeki gibi çek defterinizi teslim ediyorlar. Bizim çek kullanma alışkanlığımız yok ama burada çok yaygın kullanılıyor.

Ehliyet almak için ise başvuru yapmak ve güncel bir adres göstermek yeterli. Bankadan kiraladığınız eve iki tane mektup gelirse bunları kanıt olarak gösterebiliyorsunuz. Sonrasında bir DMV ofisine (Department of Motor Vehicles) gidip başvurunuzu yapıyorsunuz. Başvuru sırasında ‘sen vatandaş mısın, göçmen misin, sen kimsin’ diye soran yok. Başvuruyu yapar yapmaz sıranız gelince fotoğrafınız çekiliyor ve arkasından bilgisayarda 50 soruluk online bir test alıyorsunuz. Test öncesinde rehber kitaptan bir hafta çalışmanız yeterli olacaktır. Testi almak için cüzi bir miktar ödemek gerekiyor, başarısız olursan “ertesi gün tekrar gel” diyorlar. Kısaca ABD’de geçerli bir ehliyet almak çok kolay ve hızlı. Benim Türkiye’den aldığım ehliyet kırık olduğu için araç bile kiralayamadım!

Amerikan yaşam tarzı neden sıkıcı?

Aslında şimdilerde daha iyi anlıyorum ki bizi orada en çok geren şey, alıştığımız Avrupa / Akdeniz kültüründen eser olmaması. Her şeyden önce burada doğru dürüst sokak / cadde kültürü yok! Cıvıl cıvıl caddeler, kalabalık gruplar halinde yürüyen ve gezen insanları sadece bir iki caddede kısmen ve belli zamanlarda görebilirsiniz. Arabadan inmeden para çekebilecekleri özel ATM’ler yapmışlar! Taksi, otobüs ise yok denecek kadar az.

Spor için koşanlar hariç, sokakta yürüyen insan göremeyeceğiniz için buranın tamamen terk edilmiş bir yer olduğunu düşünmek işten bile değil. Önceki yazımda ifade ettiğim gibi tüm kent Truman Show film setini çağrıştırıyor! Kuzenimin müstakil evinin bulunduğu bölgede bir hafta içinde bir kez bile yan komşularını görmedim. Sokak hayvanı görmek mümkün değil zaten. Başı boş gezen kedi ve köpekleri sahiplendiremezler ise uyutuyorlar!

IMG_1047

Bir de bu ülkede her şey mi farklı olur arkadaş? Uzunluk ölçüleri, ağırlık birimleri, hız ölçütleri, trafik kuralları, kullandıkları prizler, oynadıkları futbol, yedikleri yemekler, dondurmalar… Her şey farklı! Daha doğrusu bize garip geliyor. Zamanla alışabilirsiniz ama bana göre değil tüm o miller, galonlar, feet’ler, inch’ler, fahrenheit’lar vs.

Amerikan Günlük Hayatında Tadınızı Kaçırması Muhtemel Şeyler
https://seyler.eksisozluk.com/amerikan-gunluk-hayatinda-tadinizi-kacirmasi-muhtemel-seyler

Bizde Akdeniz ruhu var kardeşim! Bu kadar aşırı huzur bizi bozar! Bu topraklardaki aşırı sakinlik ‘devamlı içki alışkanlığına’ neden olabilir! Benden söylemesi! Ayda bir iki kez üç şişe biradan ve ya iki kadeh şaraptan fazlasını içemeyen ben bile oradaki son bir ayımda istisnasız her gün bir şişe şarap içerek rahatlıyordum.

Çünkü orada kendinizi Florida’nın kızgın güneşi altında pişen, Ren geyiklerinden ve karlı yollardan mahrum Noel Baba gibi yalnız ve mutsuz hissediyorsunuz…

IMG_1220

Tekrarlama gerekirse, Amerika’da yaşamak başka, Amerika’da gezmek başka! Güçlü aile bağları ve ülke özlemi de ağır bastı bizim için. Ancak, dönüş kararını almamızdaki temel nedenlerden biri de yukarıda anlatmaya çalıştığım Amerikan yaşam stilinin bize uymaması oldu.

Kaldı ki yaşım 40’a yaklaşırken, iyi bir eğitim geçmişim ve kariyerim varken, sadece Amerika’da yaşamak için böyle bir riski alamazdım. (Kendi alanımda iyi bir işte çalışma imkanım olsaydı durum farklı olabilirdi belki)

Üstelik televizyonlarda her gün Trump’ın yüzünü görmek de sinir bozucuydu! Yağmurdan kaçarken, doluya tutulmak dedikleri bu olsa gerek!

Hayatında hiç Kapıkule’den dışarı çıkmamış, İngilizce’yi geçtim tek kelime İspanyolca bilmeyen kişilerin, “Uruguay’a yerleşmek istiyorum”, “Abi, Miami bırakılıp da Türkiye’ye dönülür mü?”, “Türkiye olmasın da Patagonya’da bile yaşamaya razıyım” demelerine gülüp geçiyorum sadece.

Amerika’daki Türkler

Bana göre, Avrupa’daki Türkler ile Amerika’daki Türklerin profilleri biraz farklılık gösteriyor. Amerika’dakiler genelde buraya okumak ya da çalışmak için gelip, sonra burada kalmaya karar veren iyi eğitimli ve başarılı insanlar.

Özellikle New York, Seattle, Kaliforniya gibi önemli eyaletlerde kendi alanlarında başarılı çalışmalar yürüten Türk bilim insanları, yazılımcılar, doktorlar, mühendisler, sanatçılar herkesin bildiği bir gerçek. Beyin göçü ile bu insanları ülkemizin kaybetmiş olması da çok üzücü gerçekten. Benim gözlemlediğim kadarıyla bu insanların çoğu hem daha iyi iş olanakları hem de sakin ve huzurlu bir ortamı tercih ettikleri için Amerika’da yaşayan kişiler.

Macera peşinde koşan looser’lar da yok değil tabi. Onlar gündelik işlerde çalışıp, günü kurtarma ve Amerika’da bir şekilde tutunma derdindeler. Birçoğu sanki tek yön bilet almış gibi, asla Amerika’dan ayrılmamak için her şeyi göze alabilecek bir noktada. Onlara göre Amerika dünyanın en iyi ülkesi ve orada kalmak için her türlü fedakarlık yapılabilir, her türlü işte çalışılabilir.

IMG_0167

İyi eğitimli ve kariyerli olup, sıradan işlerde çalışan orta yaşlı Türklerle de karşılaştım. Amerika’da 4 yıldır yaşayıp, sadece New Jersey’deki Türk mahallesindekiler ile diyalog kurup, hala doğru dürüst İngilizce konuşamayan biri ile de tanıştım! Altında Mercedes arabası olup, evi olmayan hatta arkadaşının bir odasını geçici olarak kiralayan bir adam vardı mesela. Bir başkası doğma büyüme Amerikalı fakat ailesinden dolayı tıpkı bizim gibi aksansız Türkçe konuşuyor, her akşam rakı içip Türk Sanat Müziği dinliyor, Fenerbahçe’nin maçlarını takip ediyor, yaz tatillerini Türkiye’de geçiriyordu. (Rakı demişken Türkiye’den gelen malları satan bir toptancı vardı. Ermeni bir baba oğul işletiyordu. Kağıt helvadan siyah zeytine, çikolatadan rakıya kadar bildiğimiz tüm lezzetlere o sayede erişebiliyorduk)

Kaçak durumunda olduğu için polise yakalanma korkusuyla araba kullanmayan yaşlı bir adam da vardı… İsviçre’de iyi bir işi olduğu halde yabancı düşmanlığından bıkıp Boca Raton’da bir restoran açan da… Amerikan vatandaşı olduğu için ‘anlaşmalı evlilikler’ yapıp, para peşinde koşan da… Hayatı boyunca Küba’ya gitmeyi hayal edip, Amerika’nın Küba’ya en yakın noktasında yaşadığı halde, kaçak durumda olduğu ve ABD’den çıkarsa tekrar girememe korkusu yaşadığı için gidemeyen biri ile de tanıştım. Geçmişte Türkiye’de çok iyi iş güç sahibi olup, sonra işlerini batıran, borçlardan kaçıp Amerika’ya gelen ve burada günde 14-16 saat çamaşır ütüleyip katlayan, sonra da yaşlı müşterilerinin evine kadar bırakan biri ile de karşılaştım!

Dünyanın en güzel yeri neresi?

Üç kıtada otuz ülke gördüm bugüne kadar. Bir o kadar da görmek istediğim ülke var. Gelişmiş ülkelerde de bulundum, egzotik ülkelerde de… Hepsinde de yaklaşık bir aydan sonra ülkemi özlemeye başladım. En çok da ailemi, sevdiklerimi, arkadaşlarımı özledim tabi ki.

Kahvaltıyı deli gibi özledim mesela. En çok da siyah zeytini özledim buradaki tatsız zeytinleri (Greek Olive) görünce! Yemeklerimizi özledim, en çok da teyzemin sarmasını… Ev yapımı yoğurdumuzu özledim, buradaki berbat meyveli yoğurtları (Greek Yoghurt) tadınca! Türkülerimizi özledim mesela. En çok da Rumeli türkülerini! Semtimi özledim mesela, en çok da Beşiktaş’ı tabii ki! Neredeyse dolmuşları ve taksilerimizi bile özledim diyeceğim. Düşünün artık!

Bilmem anlatabiliyor muyum?

Son söz olarak; Vizontele filmindeki belediye başkanının dediği gibi, “dünyanın en güzel yerini sevmezsen, orası dünyanın en güzel yeri değildir!”

Yorum bırakın