Guatemala’da piramitte günbatımı

Orta Amerika’daki maceralı yolculuğumun Meksika ve Belize’den sonraki üçüncü ülkesi Guatemala. Türkiye’de bu ülkeyi duyduğumda ilk aklıma kahve, iç savaş, çatışmalar ve uyuşturucu kaçakçılığı geliyordu. Bakalım kısa süreli bu ziyaretimde beni neler bekliyor olacak…

Belize City’den bindiğim otobüs ile Guatemala sınırına vardım. Yeşil bir ırmak ayırıyor iki ülkeyi. Sınır kapısında beklerken tıpkı Anadolu kadınları gibi suda çamaşır yıkayan kadınlar ile yüzüp eğlenen çocuklar gördüm. Hemen birkaç kare çekip bu anları ölümsüzleştirdim.

Sınırdan geçiş sorunsuz oldu. Ne bir soru sordular ne de giriş ücreti talep ettiler. Otobüse binmeden biraz yerel para biriminden bozdurdum. Cüzdanımda ilk kez 4 ülke parasından birden var: Guatemala, Belize, Meksika, ABD.

Öğleden sonra 3’ü biraz geçe Flores’e ulaştık. Buradan küçük bir servis bizi otellerimize bıraktı. Vakit kaybetmeden eşyalarımı göl manzaralı şirin hostelimin ikinci katındaki odama bırakıp, göl kenarında yürüyüşe çıktım.

Her sokakta sırt çantalı gezginlerle karşılaşmak işten değil. Mutlu, sakin, küçük ve huzurlu bir kasaba burası. Batmak üzere olan güneş, hem gölü hem de göle bakan iki katlı renkli evleri turuncu ve kırmızının tonlarına boyuyor. Küçük balıkçı tekneleri akşam seferine çıkıyor.

IMG_7049

Uzun bir yürüyüşten sonra acıktığımı fark ettim. Göl manzaralı restoranlar var ama ben yine göl kenarındaki büfelerden sokak yemeği yemeyi tercih ediyorum. Yolculuğun yorgunluğunu böylelikle tamamen atmış oldum. Hostelime dönerken bir restoranda oturan 3 Alman kız dikkatimi çekiyor. Meksika Tulum’dan Belize’ye giden otobüste birlikte yolculuk etmiştik. Onlar da beni hatırlıyor. Ayaküstü kısa bir sohbetten sonra hostelime geçiyorum.

Ertesi gün buraya geliş nedenim olan Maya antik kenti Tikal’e gideceğim. O yüzden erken yatmam lazım. Odama geçmeden önce biraz da hostelin gölü gören terasında keyif yapıyorum. Çoğunluğu genç olan Avrupalı ve Amerikalı turistlerin bazıları sohbet ediyor. Kimi kitap okuyor kimisi ise telefon ya da laptoplarına gömülmüş vaziyette. Renkli duvar resimleri insanın hayal gücünün sınırlarını zorluyor.

IMG_7140

Tikal piramitlerine doğru

Sabah sekizden önce kalkmıştım bile. Etraf inanılmaz sakin ve huzurlu. Göl kenarında sabah yürüyüşü yapanlar ve kuşlar bu güzel sabahın tadını çıkartıyorlar. Bizi Tikal’e götürecek minibüs henüz gelmedi. Sonradan yola çıkış saatinin 12’ye ertelendiğini öğrendik. Beklerken benim hostelde kalan İsrailli kızlarla ve İngiliz bir çocukla sohbet ettim. Kızlar tam iki yıl askerlik yapmışlar. Bildiğiniz gibi orada tüm bireyler için zorunlu hizmet söz konusu. Terhis olduktan sonra da biriktirdikleri paralarla kendilerini Orta Amerika’ya atmışlar. İngilizceleri biraz kırık ama iyi İspanyolca konuşuyorlar.

IMG_3927

Öğleden sonra Tikal Antik Kenti’ne ulaştık. Şimdi ormanın içinde kalan bu harabeler dönemin en büyük kentlerinden bir tanesi. Şöyle bir örnekle anlatmak gerekirse; en görkemli döneminde Tikal’in nüfusu 120 bin iken, aynı dönemde Londra’nın nüfusu 12 bin, Paris’in 5 bin imiş.

Turu alırken rehber artı ulaşım diye anlaşmıştık. Rehberimiz kırklı yaşlarda biraz çılgın bir arkadaş. İyi bir İngilizcesi, hızlı ve heyecanlı bir anlatım tarzı var. Arada yaptığı esprilerle de tura katılanları gülümsetmeyi ve dikkatleri üzerinde tutmayı başarıyor.

IMG_7246

Ağaçlardan tepemize düşen yılan

Ören yerini gezerken sık ağaçlarla kaplı bir alanda örümcek maymunlarının çığlıkları biraz ürkütücü geldi. Tam bu sırada tepemizdeki ağaçlardan aşağı doğru pat pat diye bir ses geldi. Biz bir maymun sandık ama iki metre yanımıza yeşil bir yılan düşmüştü. Neyse ki kimsenin başına düşmedi ve bir tehlike yaratmadı.

Tikal piratimlerinin ilk basamağındaki kral tahtı ile bir kaya üzerine işlenmiş savaşçı figürü beni en çok etkileyen şeyler oldu burada. Uçuk rehberimizden uzun uzun Mayalar ve piramitler hakkında bize anlattıklarını dinledik pür dikkat.

Piramitin tepesindeki kral mezarları

Artık gün batımı vakti yaklaşıyordu. Piramitlerin en tepesinde, batı cephesindeki duvara sırtımızı verip güneşi izlemeye koyulduk. Bu sırada ellerinde pompalı tüfekler ile 3 koruma bizlere eşlik etmeye başladı. İnsanı ister istemez tedirgin eden bir durum ancak turistlere yönelik soygun ve gasp olayları nedeniyle hava kararınca bu tür önlemleri almak bir zorunluluk oluyor bu bölgede. En tepede girişleri demir parmaklıklı kral mezarları var. Bunu bilmek de ister istemez insani ürkütüyor biraz.

Bizim grupta yer alan İrlandalı bir kadın, ‘Tanıştığım ilk Türk gezgin sensin’ diyor. Ona son dönemde birçok genç Türk gezginin dünyayı keşfettiğini anlattım. Sonra söz genelde Meksika’daki çoğu sohbette olduğu gibi Suriye meselesine geliyor. Herkes bu konuyla yakından ilgili. Sonrasında bana İrlanda’daki STK’lara yönelik güven sorunundan bahsediyor. Bunu duyduğuma şaşırdığımı itiraf etmeliyim.

IMG_7248
Tikal piramitlerinin tepesinden günbatımı manzarası

Derken güneş yavaş yavaş batmaya başladı ormanın içine doğru. Nefes kesen bir manzara…. Kaderde Guatemala’da bir Maya piramidi üzerinde güneşi batırmak da varmış. Yine iyi ki hayattayım ve her şeye rağmen hayat güzel dediğim anlardan bir tanesi daha…

Piramitte bir gece geçirmek mi? Asla!

Hava iyice kararmaya başladı, maymunların çığlıkları ortamı biraz daha ürkütücü hale getiriyor. Ağaç tepelerinden yılanların düştüğü bir cangıl burası! Çeşit çeşit yabani hayvan, böcek ve sürüngen ile burun buruna gelmek an meselesi. Aklıma Rotasız Seyyah‘ın ‘Piramitte bir gece geçirmek’ başlıklı yazısındaki o meşhur macerası geldi. Bırakın bir geceyi bir akşam bile burada kalmak cesaret ister!

(Rotasız Seyyah’tan bu geziden biraz önce bir arkadaşım sayesinde haberdar olmuştum. O da Meksika’dan başlamıştı yolculuğuna. Fırsat buldukça sitesini ziyaret edip deneyimlerinden yararlandım. Ankara’ya döndükten sonra başladığım yeni işte yollarımız kesişti. Coğrafi Bilgi Sistemleri geliştiren bir yazılım firması olduğu için, Rotasız Seyyah’ın yeni kitabına sponsor olmayı ve yazılım desteği vermeyi önerdim. Patronum da kabul etti ve böylelikle güzel bir sosyal sorumluluk projesi oldu. Sonrasında CEPA D&R’daki imza gününde tanıştık ve kitabı imzalattım. Hayat sürprizlerle dolu gerçekten.)

Akşam aynı minibüsle sorunsuz bir şekilde hostelimize döndük. Dönüş yolunda şoför çocuk ve yanındaki arkadaşı İsrailli kızlarla muhabbeti iyice koyulaştırdı. Akşam bir baktım bizim hostelin barındalar çocuklar. Üst baş değişmiş, saçlar yapılmış. Aklıma bizim Antalya, Alanya tayfası geldi.

IMG_7146

Biraz kasaba içinde yürüyüş yaptım yine. İki katlı renkli evler ile Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürümek keyifliydi. Para da bozdurmam gerekiyordu ama maalesef bir ATM bulamadım. Sonunda umudu kesip hostelin yakınındaki marketten alışveriş yaptım. Dün aldığım şeylerin aynısı almama rağmen 2 dolarlık bir fark çıktı. Kasada genç bir çocuk vardı, dolarımı bozduğu için itiraz etmedim.

Hostele dönüp terasta bir süre internet sörfü yaptım. Şimdiden Küba ile ilgili blog yazılarını okumaya başladım. Çünkü kısa Guatemala gezim bittikten sonra, geldiğim yoldan tekrar Belize ve Meksika’ya geçecek, oradan da Cancun üzerinden Küba’ya uçacaktım. O gece kafamda derin düşüncülerle uykuya daldım.

Tarih 10 Mart 2016. Günlerden Perşembe. Sabah 4 buçukta uyandım. Artık güzel Flores’e veda vakti. Kasaba meydanındaki ağacın altında 3-4 turist otobüsü beklemeye başladık. On dakikalık bir bekleyişin ardından otobüsümüz geldi. Bizden başka kimse yok, herkes bir koltuğa oturdu gelişi güzel. Yine sorunsuz bir şekilde sınıra ulaştık. Burada eski bir okul otobüsünde bekleyen Belizeli öğrencileri fotoğrafladım. Amerikan tarzı bu sarı otobüsün penceresinde neşeyle şakalaşan çocuklar…Çocuk her yerde çocuk… Her yerde masum ve güzel…

Guatemala’dan Küba’ya

Belize City’de otogara ulaştığımda sevgili arkadaşım Biljana beni bekliyordu. Bir gece daha Belize’de kaldıktan sonra ertesi gün akşamüzeri saat 5’te beni Meksika sınırına götürecek otobüse bindim. 19 dolar harç parası ödeyip, ikinci kez Belize’den çıkış damgasını pasaportuma bastırdım. Meksika’ya girdikten sonra başka bir otobüse 495 peso daha ödedim. Yine uykusuz bir gece! Sabah 6 gibi Cancun Havalimanı’na vardık.

Havana uçağım saat 15’te kalkacak. Bekleme salonundaki koltuklarda saatlerce beklemem gerekecek. Ücretsiz wi-fi de yok. Kredi kartı ile 2 saatlik internet paketi satın aldım. Bir süre netsurf yaptıktan sonra, Key West’teki müzeden aldığım Hemingway kitabını okumaya başladım: Old Man and the Sea. Küba seyahati öncesi okunacak ilk kitap bu olsa gerek.

IMG_7227

Küba vizesi için bir form doldurup, görevliye 300 peso ödedim. Meksika’dan çıkış için de 22 Amerikan doları. Bir ülkeye giriş için para ödemek neyse ama çıkış için para ödemek çok saçma! Uçağım bir saat rötar yaptıktan sonra öğleden sonra 4’te havalandı. Yerel saat ile 17:40’ta Havana’ya iniş yaptık.

Artık efsane ülke Küba’dayım!

Yorum bırakın