Güney Meksika’da Mayaların izinde

Yedi gün olarak planladığım Meksika seyahatimin 27. günündeyim! Zorunlu değil, gönüllü bir uzatma bu aslında. Gezmeye doyamadığım ülkelerden biri Meksika çünkü. Chiapas eyaletinde son olarak Palenque’yi ziyaret edeceğim, ardından da en güneydeki Yucatan yarımadasını gezeceğim. Bu satırları yazdığım sırada, bana göre Meksika’nın en güzel kenti San Cristobal de las Casas’tan Palenque’ye doğru bir otobüste ilerliyoruz. Pencereden harika dağ manzaralarını izliyorum yol boyunca. Akşam yedi buçukta Palenque otogarına varıyorum.

Sadece 25 peso ödeyerek taksi ile otelime ulaşıp, eşyalarımı odaya bıraktıktan sonra vakit kaybetmeden her zaman yaptığım gibi kendimi şehir merkezine yani Zocalo’ya attım. Küçük bir kasaba burası. Merkezdeki kafelerde soğuk bir şeyler içtikten sonra otelime dönüp yattım hemen. Çünkü ertesi gün erkenden Palenque antik kentini ziyaret edeceğim.

Sabah kalkınca kısa bir araştırma ile Palenque’ye dolmuşla gidilebileceğini öğrendim. Şansıma dolmuş durağı haritada otelime yakın görünüyor. Kısa bir yürüyüşten sonra durakları bulmam çok da zor olmuyor. Hemen boş olan şoför yanındaki ön koltuğa kuruluyorum, tıpkı çocukken çok sevdiğim gibi.

Palenque tapınaklarında huzur

Eski bir dolmuşla Palenque’ye 15 dakikada ulaşıyoruz. İlk girişte 31 peso, tarihi alana girişte de 65 peso ödedim. Ormanlık bir alan içindeki tarihi sit alanı iyi korunmuş. Maya tapınakları da oldukça iyi durumda görünüyor. Doğa müthiş, sakin ve huzur verici. Tek başıma, hiç acele etmeden, ağır adımlarla, keyfini çıkara çıkara dolaşıyorum. Her zaman yaptığım gibi, o dönemlerde buralarda kimlerin nasıl yaşadığını hayal etmeye çalışarak…

IMG_3108

Üzerimde çok sevdiğim siyah Kızılderili şefi tişörtüm var. Ortamla doğal bir uyum içindeyim. Hemen en yüksek tapınağa tırmanıyorum. Burada manzara daha net görünüyor. Benim gibi birkaç turist daha var ama fazla kalabalık değil. ‘İyi ki yaşıyorum, iyi ki geziyorum, iyi ki şu an buradayım’ dediğim anlardan biri daha…

Meksika seyahatim boyunca ilk kez tek başımayım artık. Ne bir tanıdık ne de yeni tanışılan bir arkadaş. Sessizliğin ve yalnızlığın tadını çıkartıyorum bir yandan. Antik kenti gezdikten sonra tekrar dolmuş ile kent merkezine dönüp, öğle yemeğini aradan çıkardıktan sonra bu kez Mishol Ha’nın yolunu tutuyorum. İnternetten keşfettiğim doğa harikası bir şelale var burada. Yaklaşık 30 dakika süren kısa bir yolculuktan sonra giriş kapısına kadar ulaştım.

Mishol Ha’da enfes bir şelale

Toplamda 35 peso giriş ücreti ödeyerek ana giriş kapısından geçerek alana giriş yaptım. Sonrasında şelaleye ulaşmak için yaklaşık 1,5 – 2 kilometre orman içindeki asfalt yolda çok keyifli bir yürüyüş yaptım. Yol hafif yokuş aşağı olduğu için rahat oldu. Kendimi o kadar mutlu ve huzurlu hissediyorum ki keyfim yerine geldi ve pek yapmadığım bir şeyi yaptım. Yüksek sesle bir şarkı tutturdum:

“Geldiğimizde otlar yemyeşildi ve tepedeydi güneş…
Şirin mi şirin gecekondu evleri, Samsun asfaltında otomobiller…”

IMG_3201

Bu keyifli yürüyüşün ardından biten asfalt yolun sonrasındaki patikalar beni harikulade bir şelaleye çıkardı. Yakınlarımda İtalyan bir çift ve çocukları dikkatimi çekiyor. Onlar da şelaleden fazlasıyla etkilenmiş görünüyor. Bir aile fotoğrafı çektirmem için benden yardım istiyorlar. Memnuniyetle yardımcı oluyorum. Onlar da benim birkaç fotoğrafımı çekiyor sonrasında. Biraz daha ilerleyerek, şelalenin altına gidiyorum. Burada da ıslak kayaların üstünden sekerek ilerliyorum. Su zerrecikleri beni de ferahlatıyor. Antalya’daki Düden Şelalesini hatırlıyorum. Hayat her şeye rağmen çok güzel! La vita bella!

Şelaleyi gezdikten sonra yine şarkılar söyleyerek yokuş yukarı yürüyorum bu kez. Ana yola varınca dolmuş beklemeye başlıyorum bir süre. Ocosingo tabelasındaki kurşun izleri bana memleketimi hatırlatıyor. Hep diyorum ya Türkiye’ye en çok benzeyen ülke galiba Meksika! On dakika oldu olmadı baktım bir dolmuş geldi. Arka koltuklardan birine yerleştim. Tosuncuk dolmuşçu tam bir fırlama. Sürekli konuşuyor ve yanındakilerle şakalaşıyor. Müzik son ses elbette! Türk dolmuşçulara buradan selam olsun…

IMG_3649

Otele girişte şelaledeki İtalyan çift ile karşılaşıyorum yine. Meğer aynı otelde kalıyormuşuz. Gülümseyerek selamlaşıyoruz. Merkezdeki Subway’de sandviçimi yedikten sonra, yakınlardaki bir kafede pinacoladamı yudumluyorum. Ardından çantalarımı almak için tekrar otele dönüyorum. Gece 11’de otobüsüm var Merida’ya doğru. Resepsiyonda eşyalarını yıkatmak isteyen yirmili yaşların başında Avusturalyalı genç bir çocuk ile karşılaşıyorum. Resepsiyonist Palenque için ücretli turları olduğunu söylüyor çocuğa. Ona İngilizce olarak tura ekstra para vermesine hiç gerek olmadığını, dolmuşla rahatlıkla tek başına gidebileceğini, sadece giriş ücreti ödeyeceğini anlatıyorum. Resepsiyonist bu duruma biraz bozuluyor ancak genç gezgin verdiğim bilgiler için çok mutlu oluyor ve teşekkür ediyor. Çünkü gezgin dayanışması bunu gerektirir!

IMG_3243

Gece otobüsüme bindim ve ertesi gün sabah 6 buçukta Merida otogarına ulaştım. Sabah çok erken olduğu için her yer gayet sakin. Burası Meksika’nın en güneyindeki Yucatan yarımadasında, büyük ve güzel bir şehir. Temiz ve bakımlı caddeler ile İspanyol tarzı iki katlı güzel evler dikkatimi çekiyor. Yine taksi ile önceden ayarladığım otelime gidiyorum. Resepsiyonist bayan çok iyi İngilizce konuşan, nazik ve yardımsever biri. Otel de oldukça sevimli. Balkonumdan aşağıdaki havuzun birkaç kare fotoğrafını çektikten sonra odamda biraz dinleniyorum.

IMG_3241

Dünyanın harikası Chichen Itza

Sabah 9’da otelin düzenlediği Chichen Itza turuna katıyorum hiç vakit kaybetmeden. Gidiş dönüş ulaşım, rehber ve öğle yemeği dahil toplam 525 pesoya anlaşıyoruz. Yani yaklaşık 30 dolar. Bir minibüsle bizim otelden ve çevre otellerden diğer turistleri de topladıktan sonra yola çıkıyoruz.

Rehberimiz Hilberto orta yaşlarda, neşeli bir adam. Hem İngilizce hem İspanyolca olarak tura katılan yerli ve yabancı turistlere bilgiler veriyor. Yolda sürekli olarak, her turist kafilesine yaptığı belli olan, “burası Chichen Itza, Chicken Pizza değil” diyerek espri yapıyor. Orta yaşlı teyzeler kıkırdıyor hemen bu yavan espriye. 🙂

İki saatlik bir yolculuk sonrasında Chichen Itza’ya varıyoruz. Şimdiye kadar gördüğüm en kalabalık turist kafilelerini burada gördüm. Esnaf inanılmaz kazıkçı burada. 40 peso çektikleri magneti sıkı bir pazarlıkla sadece 10 pesoya aldım. Tam bir Türk gibi pazarlık yaptım, pazarlık yapmayı normalde hiç sevmesem ve beceremesem de… Ancak yabancı bir ülkede kazıklanmamak için pazarlık yapmaya mecbursunuz bir anlamda. Bir gezgin olarak buna alıştım artık.

IMG_3276

Dünyanın 7 harikasından biri olan Chichen Itza piramidi tüm heybetiyle ziyaretçileri selamlıyor. Piramitlerin ve tapınakların üzerine çıkmak yasak burada. Çok daha iyi korunuyor tarihi eserler. En çok Maya medeniyetinin o dönemde geldiği noktayı gözler önüne seren rasathanesi / gözlemevi ilgimi çekiyor. Bir de tapınaktaki kuru kafa figürleri…

Chichen Itza, Dünyanın Yeni Yedi Harikası Ndan biri. Kristof Kolomb’un Amerika’ya ulaşmasından önce astronomi ve matematikte ileri bir seviyeye ulaşan Mayalar tarafından inşa edilen bu piramitler günümüzde de varlığını sürdürmekte. Yucatan yarımadasında bulunan ve bir dönem de bölgenin en önemli dini merkezi olan Itza kentinde bulunan Chichen Itza, günümüzde Meksika’ya gelen turistlerin mutlaka görmek istediği yerlerden biri. Bölgede bulunan Kukulkan Piramidi’nin yüksekliği 24 metredir. Chichen Itza’daki piramitlerin ve diğer yapıların tarihi dokuzuncu yüzyıla kadar dayanmaktadır. (Kaynak: Milliyet)

 

Son olarak da Cenote denilen içi su dolu kraterleri gösteriyor rehberimiz. Kireçtaşı yapının zaman içerisinde çökmesiyle oluşan bu yapılar, bana Konya’daki obrukları hatırlattı. Bunların farkı içinin su dolu olması ve doğal bir yüzme havuzu görünümünde olması aslında. Etrafları da tropikal ağaçlar ile kaplı olunca cazibesi daha da artıyor doğal olarak. Meksika’da bu tür cenote’lerden 6 binden fazla sayıda var ve yabancı turistlerden yoğun ilgi görüyor. Ancak ne yazık ki benim böyle bir fırsatım ve şansım olmadı bu gezi boyunca.

Ören yerindeki serbest geziden sonra, öğleden sonra saat ikide dış kapıda tüm kafileyle buluşuyoruz. Öğle yemeğini yakınlardaki güzel bir restoranın bahçesinde açık büfeden yedikten ve kısa bir dans gösterisini izledikten sonra otellerimize dönüyoruz. İki saatlik bir uykudan sonra, bir sonraki durağım olan Tulum’daki hostelimi ayarladım internetten. Kısa bir şehir turu attıktan ve benzinlikten bir sandviç aldıktan sonra tekrar otelime döndüm. Kuzenimin ricası üzerine solist Beste Kırmacı’nın konseri için basın bülteni hazırladım, sonrasında biraz televizyon biraz internet derken tekrar yatağa attım kendimi.

IMG_3695

Ertesi gün sabah 9’da kalkıp bankada biraz dolar bozdurduktan sonra otelde sandviç, kahve ve muzdan oluşan kahvaltımı yaptım. Taksi otogar için 50 peso istedi, her zamanki ücretten yüksekti ama sesimi çıkarmadım. Otogarda yine klasik olarak internete bağlanıp, Tulum hakkında biraz bilgi topladım. Sonrasında 298 peso ödeyerek, 4 saat sonunda beni Tulum’a götürecek otobüse bindim. Saat yerel saat öğlen 12:40’ı gösteriyor.

Maya topraklarında: Tulum

Tulum’da bizi kapalı ve hafif yağmurlu bir hava karşıladı! Gerek otobüsüm gerek otogar gerekse şehrin sokakları sırt çantalı genç turistlerle dolu. Burası küçük ancak oldukça popüler bir turistik merkez. Ancak yakınlardaki Cancun gibi büyük, ışıltılı ve lüks değil, daha bohem bir havası var. O yüzden ilk bakışta burayı sevdim diyebilirim.

IMG_3777

Hostelim kasaba merkezinin biraz dışında, inanılmaz büyük odaları ve yatakları olan bir yer. Hayatımda böyle bir şey görmedim. Booking.com üzerinde de bu yönde çok yorum okumuştum. Gerçekten de devasa büyük her şey! Sanki Gargantua ve Pantagruel gibi masal kahramanı devler için inşa edilmiş gibi bir havası var. Hostel sahibi inanılmaz kibar ve yardımsever bir adam. Bana Tulum hakkında genel bilgiler vermeyi ihmal etmiyor. Kasabayı keşfetmek için bisiklet kiralamanın iyi bir seçenek olduğunu da ekliyor. İnternetten kısa bir araştırma yapıyorum. Yarım günlük bisiklet kirası için 40 dolar ve pasaport talep edenleri görünce bu fikirden şimdilik vazgeçiyorum hemen!

On dakikalık kısa bir yürüyüş ile şehrin ana caddesinin en batıdaki uç noktasına ulaştım. Burada köşe başında bir İtalyan restoranı dikkatimi çekti. Sale e Pepe isimli bu restoranın bahçesinde bira eşliğinde nefis bir tavuklu & brokolili penne makarna yedim. Beyaz duvarlar rengarenk yazılarla dolu. Her gelen bir şeyler karalamış hatıra olarak. Bir sürü kişi ve ülke ismi göze çarpıyor…

Akşam aynı hostelde kalan Alman bir arkadaş ile sohbet etme imkanım oldu. Bana günlük 80 pesoya bisiklet kiraladığını, sadece 1200 peso depozito verdiğini anlattı. Üstelik pasaportunu da vermemiş! Hemen bisikleti kiraladığı yerin ismini öğreniyorum. Ertesi gün ilk işim bu bisikletçiyi bulmak olacak. İşte yine bir gezgin dayanışması. Teşekkürler Alman dostum!

Ertesi gün sabah yedide köpeklerin havlamasına uyandım. Zar zor tekrar uykuya daldım ve sabah 10 gibi kalkıp dün gittiğim İtalyan restoranında bir kahve içerek kendime geldim. Hava yine kapalı maalesef! Baktım herkes restoranın televizyonunda Roma’nın maçını canlı olarak izliyor. Mekanın İtalyan sahipleri ve garsonları ile keyifli bir Roma & Beşiktaş muhabbeti yaptık. Türkiye’de oynayan İtalyan oyunculardan konuştuk.

Sonra  ana cadda üzerinde biraz yürüyerek  Alman çocuğun söylediği bisikletçiyi buldum. Ertesi gün bisiklet kiralamak için anlaştık. Yakınlardaki grossmarketten bir şişe tekila aldım ve otele döndüm. Derken sağanak bir yağmur bastırdı. Bu havada en güzeli uyumak dedim ve kendimi yatağa attım. Akşam biraz internet biraz tekila biraz yürüyüş… Sonra tekrar otele döndüm ve gece iki gibi uykuya daldım.

Sabah biraz geç kalktım, duş alıp otelden çıktım. Yakınlardaki marketten aldığım taze sandviç ve meyve suyu ile kahvaltımı yaptım. Artık bisiklet için hazırım, yeterince enerji topladım. Seksen peso ödeyip, kimliğimi bıraktıktan sonra bisikletime atlayıp Tulum’u turlamaya başladım. Yol kenarlarında bisiklet yolları yapmışlar, gayet güvenli. Zaten çok fazla araba da yok burada.

IMG_3408

İlk olarak Tulum’un sahil kenarındaki ünlü Maya Antik Kenti’ne çevirdim rotamı. Yarım saate yakın şarkılar türküler eşliğinde pedal bastıktan sonra ulaştım. Atlantik Okyanusu kenarında müthiş bir antik şehir burası. Bir yanda antik kalıntılar, diğer yanda bakir plajlar, beyaz kumlar ve turkuaz rengi bir deniz. Nefis bir manzara gerçekten. Hayran kaldım!

Ziyaret için 65 peso ödeyerek girilen antik kent, kalabalık sayılır. Amerikalı turistler ağırlıkta. Hafif yağmur çiseliyor. Gezimi tamamlayıp, bol bol fotoğraf çektim. Tepeden aşağı uzanan ahşap merdivenlerden plaja inilebiliyor, ancak yanımda bisikletim olduğu için bunu yapamadım. Yukarıdan denizin ve kumsalın tadını çıkartan insanları izledim bir süre. Çoğunluk gençler tabii ki!

Atatürk, Tahsin Mayatepek ve Mayalar

Bu arada Mayalara ilişkin tarihten ilginç bir anektod, hem Türkiye ve Meksika arasındaki bağlara ilişkin güzel bir örnek hem de Atatürk’ün dehasına ilişkin bir diğer kanıt niteliğinde…

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Mu Kıtası ile ilgili araştırmalar için, dönemin Meksika Büyükelçisi Tahsin Mayakon’dan Maya kültürünü incelemesini ve bir rapor hazırlamasını ister. Bu rapor, Orta Amerika kültürü ile Orta Asya kültürü arasındaki ortak noktalar, Güneş Dil teorisi kapsamında Türk dili ile Maya dili arasındaki benzerlikler hakkında önemli çalışmaları içermektedir.

ataturk-kayip-kita-mu-uygur-turkleri

Büyükelçinin çalışmanın sonucunda Türk ve Maya dillerinde birbirlerine benzeyen kelimeler ve dil grupları görülmüştür. Örneğin Türkçe’deki Tepe sözcüğü Maya lisanında Tepek’tir. Atatürk, çalışmalarından memnun kaldığı Tahsin Mayakon’un soyadını Mayatepek olarak değiştirmiştir. Bu çalışmaların bir kısmı Anıtkabir kitaplığında hala bulunmaktadır.

Meksika’da görev yaptığı sürede Teotihuacan’ı da ziyaret eden Mayatepek’in gerçekten iki kültür arasındaki benzerlik konusunda ilginç bulguları ve gözlemleri söz konusu. Türk dili ve Maya dilindeki birçok ortak kelime de yine Mayatepek’in araştırmaları sonucunda ortaya konmuştur.

Meraklısı için faydalı bir link: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/417260

Yağmurda bisiklet keyfi

Sonrasında biraz daha pedal basarak Tulum kent merkezinden biraz uzakta yer alan sahil kenarındaki oteller bölgesinde bir barda bir bira içerek soluklandım. Neredeyse herkes Amerikalı burada. Bu sırada deniz kenarında pelikanları görmek çok hoş bir sürpriz oldu. İnsanlara o kadar alışkınlar ki hemen kaçmıyorlar. Bir çocuk yanında babası olduğu halde pelikanların peşinden koşuyor paytak paytak. Kıyıya çekilmiş kayıklar, plaj futbolu oynayan gençler, rüzgârda dalgalanan Meksika bayrağı… Yine çok güzel ve keyifli bir gün. Keşke hava da biraz daha güzel olsaydı…

Hava bozmaya başlayınca bira keyfimi kısa kesip, tekrar kent merkezine doğru yola çıktım. Derken yağmur şiddetini artırmaya başladı ve sağanak bir yağmur bastırdı aniden. Baktım olacak gibi değil, bir durakta bir saate yakın zorunlu bir mola vermek zorunda kaldım. Benimle birlikte durağa sığınan birkaç kişi ile birlikte yağmurun biraz dinmesini bekledik. Fakat anlaşıldı ki yağmurun dineceği falan yok, mecbur yola devam ettim. Plaj havlumu yağmurdan korunmak için üstüme sarmama rağmen, sırıl sıklam olmuş bir şekilde bisikletçiye ulaşıp, bisikleti teslim ettim. Kimliğimi alıp otele geçtim. Belki çok ıslandım ama keyfim hiç kaçmadı. Unutulmayacak bir gün yaşamıştım.

Hemen hostelime geçip duşumu aldım ve tekrar Sale e Pepe’nin yolunu tuttum. Güzel bir akşam yemeği ile kendimi ödüllendirdim. İtalyan dostlarıma söz verdiğim üzere, Beşiktaş şortumu onlara hatıra olarak hediye ettim. Çantamda bir tek o vardı çünkü. Keşke bir forma ya da atkı olsaydı! Onlar da bana beyaz bir Roma tişörtü armağan ettiler. Duvara bir şeyler karaladım ve hostele döndüm tekrar.

IMG_3733

Hostel sahibi Jorge hala ayaktaydı, onunla keyifli bir sohbete koyulduk. Gerçekten de hiç bu kadar mütevazi ve yardımsever bir hostel sahibine denk gelmemiştim. “Bana bu kadarı yetiyor, turiste asla para gözüyle bakmam!” diyor. Çıkışta samimi bir şekilde tokalaşarak vedalaşıyoruz.

Belize’ye doğru

Gece saat yarımda beni Belize’ye götürecek otobüse bindim. Sabaha karşı 5 gibi sınırdaki Chetumal kasabasına ulaştık. Sınırı geçerken görevli ‘Meksika’ya bir daha gelecek misin?’ diye sordu, gülümseyerek ‘evet’ dedim.

34 günün sonunda harika anılarla güzel Meksika’ya veda edip, 6 Mart tarihinde aynı otobüsle Belize’ye geçtim.

Belize’de beni UNICEF Türkiye’den tanıdığım Makedon arkadaşlarım bekliyor. Dünya gerçekten de küçük!

(Şubat-Mart 2016)

Yorum bırakın