2016 yılının Şubat ayındayız. Ayın 21’i.
Meksika seyahatim tüm hızıyla devam ediyor. 7 günlüğüne geldiğim bu ülkede 19. günümdeyim. Hem ülkeye hem insanlara hem de dillerine iyice alıştım. Her geçen gün de sevgim ve hayranlığım artıyor. Başkent Meksiko, Teotihuacan, Zihua, Acapulco, Puebla derken bir sonraki durak Oaxaca eyaletinin başkenti Oaxaca de Juarez. Yazılması da okunması da zor bir isim. Vohaka’ya yakın bir telaffuzu var.
Artık tamamen yalnızım, çünkü önceki duraklarda hep tanıdığım bir arkadaşım vardı yanımda. Bilgin, Elba, Adriana ve ailesi. Gerçi Adriana bana Oaxaca’da yaşayan bir arkadaşının irtibat bilgilerini verdi yine yalnız kalmamam için. Bakalım beni oralarda kimler ve neler bekliyor?
ADO otobüs terminalinden öğlen 4 gibi otobüsüme biniyorum. Otobüsle ilgili bir gözlem: Türkiye’deki gibi kadın-erkek ayrımı yok, denk gelirse karşı cinsten biri ile yan yana seyahat edebiliyorsunuz. Otobüs ücreti 475 pezo, yani yaklaşık 25 dolar.
Akşam 8 buçuk gibi Oaxaca terminaline vardık. Hemen otogardaki Subway’de karnımı doyurdum, sonra taksi ile şehir merkezine geçtim. Taksi ücreti yine 50 pezo tuttu. Otelim kent merkezinde iki katlı, kırmızı, eski ama güzel bir bina: Hotel Nacional. Eşyalarımı yerleştirdikten sonra kent merkezine yani Zocalo’ya gittim. Canlı müzik olan bir mekanda bir bira söyledim hemen yol yorgunluğumu atmak için. Bir yandan da etrafı gözlemlemeye koyuldum.

Zocalo’nun bazı bölümlerinde politik bazı afişler ve köşedeki bir noktada eylem yapan kadınlar hemen dikkatimi çekiyor. Gelmeden önce bu bölge insanlarının daha politik olduğunu duymuştum zaten. Sık sık grevlere, gösterilere, protestolara ve sokak olaylarına sahne olan bir kent burası. (Ben Türkiye’ye döndükten sonra da Oaxaca’nın adını haberlerde duyacaktım.) Gece 12 olmadan otelime dönüyorum. Artık dinlenme zamanı.
Çikolata kokulu sokaklar: Oaxaca
Ertesi gün sabah boğaz ağrısı ile uyandım ama kendimi sokağa atmak için can atıyorum yine de. Çarşı pazar oldukça hareketli. Puebla’ya göre ekonomik olarak daha zayıf gibi geldi bana. Birçok çikolata dükkanı gördüm, sokaklar çikolata kokuyor. Hatta Hotel Chocolate yazısını görmek beni şaşırtmadı diyebilirim. Pazartesi günü olduğu için müzeler kapalı.
Eczaneden vitamin ve boğaz pastili aldım. Sokakta yürürken hapşırınca, yanımdan geçen bir teyze İspanyolca ‘Çok yaşa’ dedi, nasıl mutlu oldum anlatamam. Güzel Meksika’nın güzel insanları. Seviyorum sizi!
Akşam 6 gibi otele döndüm, biraz dinlenmek için. Buraya gelmeden önce ‘Couchsurfing’ üzerinden tanıştığım Maribal ile akşam 9’da randevum var. Yine Zocalo’da canlı müzik yapan tarihi bir mekanda buluşuyoruz. Hava da ortam da müzikler de çok güzel.
Maribal, muhasebeci. Chihuahua cinsi köpeği Principesa ile birlikte yaşıyor. Prensesin adına yakışan şekilde süslü giysileri ve takıları var. Maribal, bir yıl ABD’de okuduğu için akıcı ve aksansız bir İngilizcesi var. Gezmeyi ve dans etmeyi seviyor. Mart ayında Costa Rika’ya gitmeyi planladığından bahsediyor. Couchsurfing tutkunu, birçok gezgin ile bu sayede tanışmış. Ancak, evinde su tesisatı tadilatı olduğu için beni evine kabul edemediğini söylüyor mahcup bir şekilde. Burada en fazla 2-3 gün kalmayı planladığım için çok sorun değil benim için. Güzel sohbetin ardından vedalaşıyoruz.
Ertesi gün sabah erkenden kentin büyük ve görkemli katedralini gezdikten sonra, yine Couchsurfing’den tanıştığım Danielle ile buluşuyorum bu kez. Profilinde daha önce Türkiye’ye gittiğini gördüğüm için onunla tanışmak ilginç olacak. Katedralin önünde buluştuktan sonra civarda bir yandan yürüyor bir yandan da konuşuyoruz.

Türkiye sevdalısı bir Meksikalı daha
Biyoloji öğretmeni olduğunu, annesi ve anneannesi ile yaşadığını anlatıyor. Onların da iki köpekleri var. Meksikalılar köpekleri seviyor genel olarak. Bahçeli, mütevazi bir evleri var. Türkiye’de İstanbul ve Tekirdağ’ı görmüş. Hatta Tekirdağ’da Türk bir öğretmen sevgilisi bile olmuş. Dünya küçük gerçekten! O yüzden biraz Türkçe de biliyor. Ülkemden binlerce kilometre uzakta, bir Meksikalının Türkçe konuşmasını duymak çok hoş! Çok konuşkan ve neşeli bir kız.
Bugün Oaxaca’yı Danielle ile keşfedeceğiz. Önce evine gidip arabasını almamız gerekiyor. Bu esnada ailesi ve anneannesi ile de tanışıyorum. Anneanne 87 yaşında ama o kadar dinç ki en fazla 65 gösteriyor. Kısa bir sohbetin ardından yola çıkıyoruz. Zar zor arabanın yakıt masrafını ödememi kabul ediyor. Önce ormanlarla kaplı bir dağ yoluna çıkıyoruz. Acıkınca dağ manzaralı bir restoranda öğle yemeği yedik. Bolu Dağı’ndaki restoranlar geldi aklıma burada. Manzara enfes!

Sonrasında Monte Alban antik kentini ziyaret ediyoruz. Vakit öğleden sonrayı bulduğu için kızgın güneş altında yürümek zorluyor. Ağaçların gölgesi imdadımıza yetişiyor neyse ki. Bir yandan da hastalığım her geçen saat ilerliyor. Hapşırık, aksırık, giderek öksürüğe dönüşüyor. Sanırım yolda üşüttüm. Kent merkezine döndükten sonra, Santa Domingo’da katedral manzaralı, güzel bir barın terasında yorgunluğumuzu atıyoruz. Danielle ile hayata ve seyahate dair güzel bir sohbet oluyor. Güzel gün için ona ne kadar teşekkür etsem az. Ancak, her geçen saat kendimi daha da halsiz hissediyorum. Otele gidip erkenden yatıyorum.
Ertesi gün sabah 10 gibi resepsiyonist beni uyandırıyor ve kapıda birinin beni beklediğini söylüyor. Baktım ki Danielle hazır ve nazır beni bekliyor. Önce Mercado de Artesanias isimli giysi pazarını ziyaret ediyoruz. Yöresel giysiler, yaşlı satıcı teyzeler, birbirinden renkli objeler ve hediyelikler göz alıcı gerçekten.
Sonrasında katedralin içini görmek istiyorum. Çarpıcı bir iç mimari. Birçok önemli düğün bu katedralde gerçekleştirilmiş. Nezlem artık gribe döndü. Dün gittiğimiz teras cafe’de bu kez naneli çay içtim.

Otele dönerken, bir sonraki durak olan San Crisotobal’daki arkadaşım Ilse ve ailesi için Mezcal, peynir ve çikolata alıyorum hediye olarak.

Akşam otelden ayrılmadan Danielle’nin sürpriz gelişi sonrası kısa bir sohbet ve vedalaşmanın ardından taksi ile otogara geçtim. Otobüsüm 22:30’da hareket edecek. Yol uzadıkça ücret de artıyor doğal olarak, bu kez 605 peso ödüyorum. ADO terminallerindeki wi-fi yine imdadıma yetişiyor yine. Hem sosyal medyayı hem maillerimi kontrol ediyorum, bir yandan da Ilse ‘ye yola çıkacağımı haber veriyorum. Otobüse binerken üst araması yapılması, kamera ile yüz tespiti enteresan geliyor. Ancak, burası Meksika! Otobüste çoğunluk sırt çantalı turistler…
Bekle beni Chiapas…
Zapatistaların toprakları…
(Şubat 2016)