Pasifik Okyanusu kıyılarına doğru: Zihuatanejo

Ünlü antik kent Teotihuacan’ı ziyaret ettikten sonra tekrar başkent Meksiko’ya döndük. Bir sonraki durağımız Adriana’nın yaşadığı Pasifik Okyanusu kıyısındaki küçük ve sevimli kent Zihuatanejo.

Temiz ve sakin otogardan otobüsümüze biniyoruz. Buraya özgü bir uygulama ile yiyecek içecekleri otobüse binmeden alıyoruz. Müthiş rahat, inanılmaz geniş koltukları ve ayak uzatma aparatı olan, temiz bir tuvaleti ve şoför kabini ile uçağı andıran bir otobüs bizi yaklaşık 10 saatlik bir yolculuk sonrasında Zihua’ya ulaştırıyor. 120 liralık birinci sınıf bir yolculuğun hakkını verdiler doğrusu.

IMG_2435

Sabaha karşı otogara ulaştığımızda Adriana’nın kızkardeşi Marianna bizi bekliyordu. Onunla da daha önce internet üzerinden birkaç kez yazışmıştık, oradan bir tanışıklığımız var. Oldukça sıcak bir şekilde karşılıyor beni, sarılıyoruz. Küçük bir jipin arkasına eşyalarımızı atıyoruz, yolda pastaneden çörekler alıp eve geçiyoruz.

Mütevazi bir binanın en üst katında oturuyor Adrianna. En alt katta ise Marianna ve kuzenleri Liputa ile oğlu Bruno yaşıyor. Zevkli döşenmiş, sade ama şık bir ev. 80’lerin Bodrum stilini çağrıştırıyor bana. Bana ayrılan odadaki Türk bayrağı güzel bir sürpriz oluyor.

IMG_2481

İki kızkardeşin birbirleri ile uyumu harika! Sürekli espriler yapıp, karşılıklı kahkahalar atıyorlar. Ama öyle böyle kahkaha değil. Güzide Kasacı tarzı yüksek desibelli kahkahalar. Fakat kesinlikle kulağı tırmalamıyor. Onların enerjisi ister istemez size de yansıyor.

Marinna’ya kısa bir özet geçiyorum. Son yıllarda yaşadıklarım, iş deneyimleri, annemin kaybı, ABD macerası, bundan sonrası için planlar vs. Kahvaltı sonrası Marianna ile birlikte sahil kenarındaki butiklerine geçiyoruz.

Zihua’da huzur

Gördüğüm en huzurlu küçük sahil kasabalarından biri burası. Palmiyelerin altında balıkçı tekneleri, hemen yanlarında dizi dizi kafeler, butikler, marketler… Bizim kız kardeşlerin butiği de tam merkezde, iskeleye oldukça yakın bir noktada, bir dizi dükkanın en sonunda yer alıyor. Sağ tarafta ise küçük bir meydan ve basketbol sahaları sıralanıyor.

IMG_1494

Dükkanın içinde yerel Meksika giysileri, hediyelik eşyalar, Frida ile ilgili kutular, aynalar, cüzdanlar sergileniyor. Müşterileri çoğunlukla Amerikalı, Kanadalı ve Avrupalı turistler. Üç kadın (Adriana, Marianna ve Lupita) dükkanı çekip çeviriyor. Üç güçlü ve azimli kadın bir arada bir düzen kurmuşlar kendilerine. Sabahları ve öğlenleri Lupita dükkanda. Öğleden sonra ve akşamları da Marianna. Onun İngilizcesi daha iyi çünkü. Adrianna da Zihua’da olduğu zamanlar her ikisine yardımcı oluyor. Marianna Meksiko’dan aldığımız renkli çantaları raftaki yerlerine yerleştirirken, ben de kısa bir yürüyüşe çıkıyorum.

Bir yandan fotoğraf çekerek, bir yandan sağa sola bakarak iskeleye kadar ilerledim. Yol üzerindeki bir dükkandan 30 pesoya hasır bir şapka aldım. Elimdeki Hemingway’in İhtiyar Balıkçısı kitabına yakıştı bu şapka. Tek eli mavzerin tetiğinde diğer kolunu havada yumruk yapmış bir özgürlük savaşçısının heykeli dikkatimi çekiyor.

IMG_2453

Biraz yürüyüş biraz fotoğraf çekimi yaptıktan sonra tekrar butiğe döndüm. Marianna ile hemen yandaki kafede birer kahve içip kısa bir sohbet yapıyoruz. Sonrasında öğle yemeği ve evde biraz dinlenmenin ardından, Adriana ile Playa Larga’ya geçtik.

Şehir merkezine 10 dakika uzaklıkta bakir bir kumsal burası. Ahşaptan yapılma salaş birkaç tane restoran ve bar var. Pasifik okyanusunun engin genişliği, fısıldayan kumlar, biraz öteden geçen atlar ve onları yönlendiren genç bir çocuk beni başka bir diyara ve zamana götürüyor…

IMG_1517

Pasifik kenarında Micheleda keyfi

Bir yandan yavaş yavaş ufukta batan güneşi izlerken bir yandan Bira & Micheleda içiyoruz ama öğlen evin yakınlarındaki bir lokantada yediğim tavuk midemi rahatsız ediyor. Kusma nöbeti geçiriyorum. İstifra edince rahatlıyorum neyse ki.

Akşam eve geçince benim Meksika yolculuğumun bir sonraki durakları üzerine konuştuk uzun uzun. Her kent hakkında uzun uzun bilgiler verdi heyecanla Adrianna. İki gezgin ruh hayaller kurduk birlikte. Sabah kalktığımda ise “günaydın mesajı” ve tamamlanmış listeyi görecektim masada…

Adriana bu kez beni şehre daha yakın olan Playa la Ropa’ya götürüyor. Burası daha hareketli ve canlı bir plaj. Denize girenler, güneşlenenler, turistler, su sporları yapanlar… Her zaman gittiği mekanda arkadaşı Giovanni ile tanışıyoruz. Yetmişli yaşlarda ihtiyar bir delikanlı. İlerleyen yaşına rağmen formunu koruyor. Kısa boylu ve sempatik bir adam. Eşi ile birlikte yakınlarda bir İtalyan restoranı işletiyorlar.

Giovanni, 1978’de Türkiye’ye gelmiş, Sultanahmet’te kalmış, parklarda yatmış, ot çekmiş. O tarihlerde Türkiye’de kız arkadaş bulamamaktan şikayetçi ihtiyar bir çapkın. Arka arkaya sigara içtiğimi görünce, ısrarla sigaranın ottan daha zararlı olduğunu anlatıyor. Sigaradan milyonlarca kişinin öldüğünü ama ot çekmekten ölen biri -balkondan düşen biri hariç- duymadığını söylüyor. Sonra ister istemez konu futbola geliyor. Juventuslu olduğunu söylüyor gururla. Biraz Beşiktaş-Juve muhabbeti yapıyoruz.

IMG_2528

Hindistan cevizi suyumu içerken etraftakileri izliyorum. Burada da teknelerin çektiği renkli paraşütler ile turistler keyifli anlar yaşatıyor. Evde öğle yemeği yedikten sonra ben iskeleye yürüdüm aylak aylak. Bir yandan da bol bol fotoğraf çektim. Manzara gerçekten enfes…

Akşam Adriana ile dışarda yemek yedikten sonra, orada tanıştığım arkadaşlarla buluştum. Gece küçük bir barda sohbet muhabbet ile geçti. Kozzy ve arkadaşı hemen hemen hiç İngilizce bilmese de, biraz İspanyolca ve çat pat İngilizce ile anlaştık. Bira mekanlarda 4,5 lira, yabancı sigaralar ise 6,5 lira civarında. Gece yürümektense taksiye bindim. Sadece 35 peso (6 TL) için o yorgunlukla eve dönüş yolunu yürümeyi göze alamadım.

Sürpriz telefon

Hayat sürprizlerle dolu. Bu hayatta öğrendiğim tek şey hiçbir şey planladığınız gibi gitmiyor. O yüzden çok fazla plan yapmamak belki de en iyisi. Meksiko City’nin gürültü patırtısından sonra, Zihua bana huzur vermişti. Adriana’nın deyimiyle “küçük bir cennet” gibiydi. Bir-iki gün yerine 4-5 gün vakit geçirmeyi düşünüyordum ki sabah Adriana’nın endişeli bir ses tonuyla bir telefon konuşması yaptığını fark ettim. Puebla’dan haber gelmişti, annesi rahatsızlanmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Lupita dükkana göz kulak olacaktı tek başına.

Tüm planlar değişmişti şimdi. Yolda tekrar son durumu gözden geçirdik. Ya onlarla birlikte Puebla’ya gidecektim ya da Acapulco’ya. Ben ikincisini tercih ettim. Anneleri rahatsız olduğu için kendi telaşları onlara yeterdi. Hastane ortamını iyi bilirdim. Bir de misafiri düşünemezlerdi o şartlarda. Ayak bağından başka bir şey olmazdım onlar için.

Meksika’daki bir sonraki durağım, ‘dünyanın en tehlikeli 10 kentinden biri’ olan Acapulco…

Zihua’dan hatıra olarak ise aşağıdaki bu harika kare kaldı aklımda…

IMG_1826

(Şubat 2016)

Yorum bırakın