Orta Amerika’daki Anadolu: Meksika

Meksika ile başlayacağım Orta Amerika seyahatim öncesi; Florida’da geçirdiğim 2,5 ayda Miami, Orlando ve Key West’i gördüm.

Miami’deki Little Havana, Orlanda’da şehir merkezi ve Key West’teki Ernest Hemingway müze evi en çok aklımda kalan ve bende iz bırakan yerler oldu. Bunun dışında kendimi sürekli ‘Truman Show’ filmindeki ana karakter gibi hissettim! Ölesiye sıkıcı, ölesiye sakin…

İşi gücü bırakıp, evleri satıp, yerleşme hayaliyle yola çıktıktan sonra memlekete hemen geri dönmek olmazdı. İlk gençlik çağlarımdan beri hayalim olan Güney Amerika turuna çıkmanın tam zamanıydı. Bakıp bakıp hayaller kurduğum Güney Amerika haritasını onca yıl odamın kapısının arkasına boşuna asmamıştık… Motorsiklet Günlükleri’ni boşuna okumamıştık… İspanyolca’ya nedensiz merak salmamıştık…

İşte şimdi bir kez daha hayalleri gerçekleştirme zamanı… Tıpkı babamın fotoğraf çektirdiği havuzu bulma hayaliyle çıktığım Avrupa yolculuğu ya da St.Petersburg’dan Sibirya’ya, Ulan Bator’dan Pekin’e uzanan Trans-Sibirya tren yolculuğum gibi…Yepyeni, heyecan verici, büyük bir yolculuğun arifesinde tarifsiz duygular ile yola çıkmaya karar verdim.

Üstelik o kadar şanslıydım ki daha öne 3 kez Güney Amerika turu yapmış, dünyada 75 ülke görmüş, profesyonel turist rehberi, fahri Brezilyalı, ana dili gibi İspanyolca ve Portekizce konuşabilen, yakın dostum, yoldaşım, ev arkadaşım, üniversiteden sınıf arkadaşım Akın Akın da Miami maceramda bana eşlik ediyordu.

Bir akşam oturup, birlikte bir rota çıkardık. İki ay içinde tamamlanmasını ön gördüğümüz planda şu ülkeler görülecekti: Meksika, Belize, Guatemala, Küba, Kolombiya, Ekvator, Peru, Şili, Arjantin, Uruguay, Brezilya…

Son bir ayımız İspanyolca çalışmakla geçmişti zaten. Son günlerde her akşamımız kırmızı şarap içerek, Latin Amerika hakkında konuşmakla geçmeye başlamıştı. Fonda Latin ezgileri ile… En çok da Kolera Günlerinde Aşk filminden enfes parçaları dinliyorduk arka arkaya: Hay Amoes ve La Despedida.

Hay amores

 

Ay! mi bien, no te olvides del mar
Que en las noches me ha visto llorar
Tantos recuerdos de ti
Ay! mi bien, no te olvides del día
Que separó en tu vida,
De la pobre vida que me tocó vivir

Ah aşkım, denizi unutma
Gece beni hatıralarına ağlarken gören (denizi)
Ah aşkım, o günü unutma
Seni, benim yaşamak zorunda olduğum zavallı hayattan ayıran

La despedida

 

Artık kahkahalar yok, hayır yok
No hay más llanto, no hay
Artık ağlamak yok, hayır yok
No hay más miedo, no hay
Artık korku yok, hayır yok
No hay más canto, no hay
Artık şarkı söylemek yok, hayır yok
Llevame, dónde estés, llevame…
Götür beni, her neredeysen, götür beni…
Llevame, dónde estés, llevame…
Götür beni, her neredeysen, götür beni…
Cuando alguien se va, el que se queda
Sufre más…
Birisi gittiğinde, geride kalan kişi daha çok acı çeker…
Cuando alguien se va, el que se queda
Sufre más…
Birisi gittiğinde, geride kalan kişi daha çok acı çeker…

Bu muazzam iki parça hem İspanyolca’ya olan merakımı inanılmaz bir şekilde kamçılıyor hem de yürek tellerini titreten sözleri ile “unutulmaz aşkımı” hatırlatıyordu bana. Bizim hikayemizde de tıpkı filmdeki hikaye gibi fazlasıyla sevgi, tutku, ayrılık ve özlem vardı…

Kırmızı şaraptan bir yudum daha alma zamanı…

map-of-mexico

Meksika: “75 ülke içinde 1 numara!”

Dünyanın üçte birini görmüş bir turist rehberi ısrarla “Listemde tartışmasız 1 numara!” dediği bir ülkeden bahsediyordu sürekli: Meksika. En sevdiği ressamın Frida, en sevdiği yönetmenin Alejandro Inarritu, en sevdiği aktörlerin Anthony Queen ve en sevdiği aktrislerden birinin Selma Hayek olması tesadüf olamazdı. Bu büyük, gizemli ve yalnız ülkeye olan merakım gün be gün artıyordu.

Tam da bu sırada televizyonda, büyük dedesi Almanya doğumlu olan ve “illegal göçmenlerden” bahseden koca kafalı sarışın bir adamın aptal sesi kulaklarımı tırmalıyordu: “Meksika sınırına duvar öreceğim!”

Sarı kafaya, Hernan Cortes gibi yüz binlerce yerliyi katleden bir cani ile başlayan ve son dört yüz yıl içinde akın akın devam eden milyonlarca “illegal göçmenlerden” bahsetmekte fayda var! İnka, Aztek ve Maya uygarlıkları ile Kuzey Amerika Kızılderililerini yakan, yıkan, ortadan kaldıran, asimile eden ve topraklarına el koyanların torunları bugün utanmadan “illegal göçmenlerden” bahsedebiliyor! Neyse, galiba en iyisi Türkiye’de yaptığım gibi hiç televizyon izlememek ve sadece yolculuğa odaklanmak.

İlk iş olarak, 15 yılı aşkın süredir tanıdığım Adriana’yı aramaya karar verdim. Adriana benim mektup arkadaşlarımdan biri. Fizyoterapist, butik işletmecisi, iyi bir anne… Hayatımda tanığım en güçlü, en bilgili ve en neşeli kadınlardan bir tanesi. Uzun süredir müzik grubu Rodrigo y Gabriela ile çalışıyor. İkilinin dünya turlarına katılıyor ve onlara konser öncesi ve sonrasında fizyoterapi desteği veriyor.

Şimdi yeni bir müzik molasının tam zamanı o halde…

Tamacun

 

Diablo Rojo

Adriana ile ilk yüz yüze gelmemiz 2009 yılında Kuşadası’nda olmuştu. Yunanistan’dan sonraki durağı çok merak ettiği Türkiye idi. Akın’ın o zamanki evinin terasında yediğimiz balık, içtiğimiz uzo, başta Efes olmak üzere ziyaret ettiğimiz antik şehirler ve en çok da Kuşadası merkezde onu götürdüğümüz tarihi hamam…Tüm bunları hiç ama hiç unutmamıştı. Sonrasında, farklı ülkelerde farklı hayatlarımız olsa da onunla iletişimi hiç kesmedik.

Şimdi ev sahipliği yapma sırası onda…

İlk iş olarak Detroit’te yaşayan oğlu Klebs’ten Meksiko City’deki evinin anahtarını posta ile Miami’ye göndermesini sağladı. Düşünsenize siz hiç tanımadığınız, annenizin sadece bir kez görüştüğü ve çok uzaklardan gelen bir yabancıya evinizin anahtarını teslim eder miydiniz?

İlerleyen satırlarda Meksikalıların Türkler kadar misafirperver olduğunu kanıtlayan pek çok örnek göreceksiniz!

Şurası bir gerçek ki Türkiye ile Meksika’nın birçok ortak noktası bulunuyor. Türkiye, Asya ve Avrupa arasında bir köprü iken Meksika ise Kuzey ve Güney Amerika kıtaları arasında benzer bir konumda. Her iki ülke de inanılmaz zengin bir coğrafyada, muazzam bir tarihe ev sahipliği yapmışlar.

anadolu

Her iki ülkenin kültürleri ve medeniyetleri de inanılmaz bir çeşitlilik gösteriyor. Meksika’da; Aztekler, Mayalar, Olmecalar, Toltekler, Zapotekler, Mistekler…Anadolu’da; Truvalılar, Hititler, Frigler, Lidyalılar, Likyalılar, Urartular, Babiller, Asurlular…

Kuzeyden güneye, doğudan batıya müthiş bir harmoni söz konusu… Müthiş bir Aztek kilimi ile Anadolu halısının desenlerinin renkliliği ve ahengi gibi. Tüm dünyada görebileceğiniz en sıcakkanlı, en konuksever, en samimi insanlar da Meksika’da ve Türkiye’de olsa gerek…

Her iki ülke de ‘gelişmekte olan ülkeler’ kategorisinde yer almalarına ve görece ilerlemelerine karşın; toplumsal çalkantılar, gelir adaletsizlikleri, yolsuzluklar, suç ve terör örgütleri ile boğuşuyor. Her ikisi de dünya kamuoyuna kendilerini yeterince iyi anlatamıyor. Hep bir ‘öteki’ olma haliyle mücadele ediyorlar.

Tüm bunlara rağmen iki ülkenin güzelliğini anlatmaya kelimeler kafi gelmiyor…

İlk durak; Mexico City!

Yani bizim için Meksiko!

 

(Şubat 2016)

Yorum bırakın