Tuna’nın kenarında bir sakin şehir: Bratislava

‘Orta Avrupa’nın en çok tanınan ve en çok ziyaret edilen üç kenti hangisidir?’ diye sorulacak olursa, akla hemen Viyana, Prag ve Budapeşte gelecektir. Oysa bu üç “popüler” kentin tam ortasında kendi halinde sakin bir kent var. O kentin adı Bratislava.

“Gösterişli” Viyana, “gururlu” Prag ve “romantizmin başkenti” Budapeşte üçgeninin tam ortasında yer almanın ‘şanssızlığını’ yaşayan bir kent gibi görünebilir aslında Bratislava. Bu durumu kendilerine çok da dert etmiyorlar olsa gerek, Slovakya Cumhuriyeti’nin bu şirin başkentinin sakinleri, Tuna nehrinin kıyısında“turistik kaygılardan uzak” mutlu ve huzurlu bir yaşam sürüyorlar.

IMG_0530

Durum böyle olunca, 7 günde tüm Avrupa’yı “paket olarak” gezmeyi hayal eden ortalama bir turistin çok da ‘zaman harcayacağı’ bir durak değil doğal olarak. Bratislava’yı sevebilmek için biraz da gezgin reflekslerine sahip olabilmek ve küçük keşifler ile yeni heyecanlar yakalayabilmek gerekiyor aslında. İşte bu özelliklere sahip yaklaşık 1,5 milyon kişi her yıl Bratislava’yı ziyaret ediyor.

IMG_1136

Türkiye’deki seyahat firmalarının düzenlediği Orta Avrupa paket turlarında kendisine “günübirlik” yer bulabilen Bratislava, aslında bundan çok daha fazlasını hak ediyor. Tuna nehrinin ziyaret ettiği şanslı yerlerden biri olma onurunu yaşayan kent, Avusturya’nın başkenti Viyana’nın sadece 50 kilometre uzağında yer alıyor. ‘Dünyada birbirine bu kadar yakın başka iki başkent olmasa gerek’ diye düşünüyor insan. Kentin bir diğer ilginç yönü ise iki ülkeye -Avusturya ve Macaristan- birden komşu olma özelliğine sahip dünyadaki iki başkentten biri olması.

450 bin nüfuslu kent, her başkentin sahip olduğu parlamento, devlet binaları, üniversiteler, müzeler ve tiyatroları bünyesinde barındırırken, Orta Avrupa mimarisine özgü bir zarafet taşıyor. Sekiz üniversitenin eğitim verdiği Bratislava, 60 bine yakın öğrenciye ev sahipliği yapıyor.

Görsel

Kozmopolit Yapı

Slovakların yanı sıra Almanlar, Macarlar, Avusturyalılar, Çekler ve Yahudilerin güçlü izler bıraktığı Bratislava, kozmopolit yapısını günümüzde de koruyor. Adı bir Slav prensin isminden türetilen kent, 11. yüzyılda Preslava ve Breslava, 12.yüzyılda ise Bresburg olarak anılmış ve 1919 yılında şehir Bratislava adını almış.

Kentin sembollerinden biri olan Bratislava Kalesi, ilk kez 907 yılında bir Slav savunma şatosu olarak inşa edilmiş. Tuna nehrinin kenarında ve kente hakim bir konumda yer alan kale, 1741 yılında Bratislava’da taç giyen İmparatoriçe Marie Theresa’ya da ev sahipliği yapmış. Uzun yıllar harabe halinde kalan kale İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra restore edilmiş. Kalenin hemen girişinde Slovak Kralı Svatopluk’un şaha kalkmış atı üstündeki görkemli heykeli, meraklı ziyaretçileri selamlıyor…

 

Görsel

Kalenin burçlarından kentin manzarasının tadını doya doya çıkartabilirsiniz. İlk bakışta Tuna’nın üzerindeki Novy Most Köprüsü (Yeni Köprü) modern mimarinin elit bir örneği olarak dikkat çekiyor. Eski kenti yeni kente bağlayan Novy Most, kentin modern ve dinamik yüzünün de bir sembolü aynı zamanda.

Kısa bir molanın ardından dar sokaklardaki merdivenleri takip ederek, pencerelerini rengarenk çiçeklerin süslediği eski ama bakımlı evlerin arasından St. Martin Katedrali’ne ulaşabilirsiniz. Görkemli bir iç mekana sahip tarihi kilise, aynı zamanda küçük bir müzeyi de bünyesinde barındırıyor. 2 Euro karşılığında müzede yer alan tarihi el yazması İnciller, çeşit çeşit haçlar, kardinallerin giydikleri pelerinler ve altın işlemeli birçok objeyi de yakından görme şansını bulabilirsiniz. Katedralin zemininde yer alan tahta bir kapağın altındaki merdivenler ise sizi kardinal ve soyluların “ebedi uykusunda” olduğu küçük bir mezarlığa ulaştırırken, kendinizi -biraz da iç ürpertici- bir zaman tüneline girmiş gibi hissedebilirsiniz.

Tuna Üzerinde Tekne Keyfi

St. Martin’den beş dakikalık bir yürüyüş mesafesinde Tuna sizi bekliyor olacak…Tuna’nın bu tarafında çok fazla kafe ya da restoran olmasa da parklarda ve yürüyüş yolunda keyifli saatler geçirebilirsiniz. Sokak lambalarının üstündeki renkli çiçekler kent mimarisi adına başarılı bir örnek olarak göze çarpıyor. Tuna’nın kenarından hem kenti nehirden görebilme imkanı sağlayan tekneler hem de Budapeşte’ye kadar sizi ulaştırabilecek küçük gemiler telaşsız bir şekilde Tuna’nın üstünde salınıyor.

Eski kente girişteki etkileyici St.Micheal kapısı, mimarisi ile göz kamaştıran Tiyatro Binası, 18. yüzyılda inşa edilmiş ve Slovaklar için kutsal olan 3 dağı sembolize eden figürün yer aldığı bayrakların dalgalandığı Başkanlık Sarayı, eski kent merkezi sokaklarındaki heykeller kentin görülmeye değer diğer yerleri…

IMG_0549
Tiyatro & Opera Binası

 

IMG_0562
Başkanlık Sarayı

Sokaktaki Sürpriz: Cumil ve Napolyon

Heykellerin ilginç öyküleri var. Logar kapağından çıkar gibi duran ve vücudunun yarısının yeryüzünde olduğu heykelin ismi Cumil…Eski şehrin yeniden inşasını sembolize ediyor. Turistler Cumil ile fotoğraf çektirmek için birbiriyle yarışıyor. Japon bir turist kafilesi ile aynı anda Cumil’i ziyaret edince, fotoğraf çekmek için daha hızlı hareket etmeniz gerekiyor doğal olarak! Eski şehir meydanında bir banka yaslanmış Napolyon heykeli ise Slovaklara 1805 yılındaki Fransız işgalini hatırlatmak için orada duruyor.

Kent içi ulaşımda kullanılan tramvaylar İstanbul’u, troleybüsler ise bir zamanların Ankara’sını çağrıştırıyor. Dilerseniz üstü açık, kırmızı renkli, sevimli minibüsler ile de şehir turu atabilirsiniz. Otobüs terminalinde sergilenen ve emeklilik günlerinin tadını çıkartan kırmızı renkli Macar yapımı Ikarus’a görünce bir Ankaralı olarak gülümsememek elde değil. Az kahrını çekmedik körüklü Ikarus’ların…Kışın soğukta, yazın tozda dumanda az seyahat etmedik…

 

Bir kent hakkında fikir sahibi olmak için kullanabileceğiniz en basit yöntemler taksicilerle sohbet etmek, kentin sokaklarında kaybolmak ya da gazete ve televizyonlardaki haberlere bir göz atmak olarak sıralanabilir. Bir kahve molasında gözümüz televizyondaki haberlere takılıyor. İlk haber bir cinayeti konu alıyor, ikinci haber ise sarhoş bir sürücünün neden olduğu ve sokaktaki 4 arabada çiziklere neden olan bir kaza, üçüncü haber komşu ülke Macaristan’ın bir köyünde meydana gelen çevre felaketi, dördüncü haber ise bir elma festivali. Küçük ve sevimli bir ülkeniz olunca sorunlarınız da bizim ülkemizle kıyaslanınca oldukça ‘küçük’ oluyor. Her ne kadar yoğun gündemlere, büyük sorunlara ve adrenalin bombardımanına alışkın olsak da zaman zaman ‘böyle bir ülkede huzur dolu bir yaşam sürsek’ diye düşünmeden edemiyor insan.

Görsel

Slovakya’daki Karadeniz

Bratislava’ya yaklaşık yarım saat mesafedeki Modra, Pezinok ve Casta kasabaları kentin dışındaki görülmeye değer alternatif rotaları…Modra ve Pezinok bağları, dolayısıyla şarapları ile ünlü. Casta ise göz alıcı Chervery Kamen Kalesi’ne ev sahipliği yapıyor.

Görsel

Casta ormanlarındaki küçük, temiz ve sevimli hostel ile pansiyonlarda konaklayabilir, ormandaki patikalarda keyifli doğa yürüyüşleri yapabilir ve çizgi film kahramanları Şirinler’in evlerini hatırlatacak kadar büyük ve kırmızı renkli mantarları görebilirsiniz.

Görsel

 

 

Patikalardaki küçük tabelalar görülmesi gereken yerlere kaç kilometre ve kaç dakika mesafede olduğunuz hakkında size yardımcı olacaktır. Ayrıca ahşap gözlem kulelerinden doyumsuz manzaranın tadını çıkartabilir, en üstteki korkuluklarda yer alan bölümden Viyana’ya sadece 69 kilometrede olduğunuzu görebilirsiniz. Avrupa’nın tam ortasında kendinizi yeşilin bin bir tonunun olduğu Karadeniz’de sanmanız işten bile değil.

IMG_0471

 

 

 

 

 

 

Bratislava’ya kadar gitmişken bu alternatifleri de göz ardı etmezseniz pişman olmazsınız.

 

(Ekim 2010)

 

 

One Comment Kendi yorumunu ekle

Yorum bırakın